Bir PTT görevlisinin, 'Alo Post' gibi özel ve daha yüksek ücretli bir hizmetle gönderilen bir haciz ihbarnamesini, taahhüt edilen sürede değil de birkaç gün gecikmeyle tebliğ etmesi sonucu, alacaklının alacağını tahsil edememesi nedeniyle uğradığı zararın tazmini için açılacak dava, adli yargının mı yoksa idari yargının mı görev alanına girer? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun PTT'nin hukuki statüsüne ilişkin değerlendirmesini esas alarak cevaplayınız.
Bu uyuşmazlığın çözümü, davalı PTT'nin hukuki statüsünün belirlenmesine bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun metinde yer alan 2017/4-1739 E., 2019/349 K. sayılı kararında bu konu ayrıntılı olarak incelenmiştir. HGK'ya göre, PTT (ve sonraki unvanıyla PTT A.Ş.), 233 sayılı KHK kapsamında bir Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK) olup, Ana Statüsü ve ilgili KHK hükümleri uyarınca, saklı tutulan hususlar dışında 'özel hukuk hükümlerine' tabidir. PTT'nin yürüttüğü posta hizmetleri, kamu gücü ve otoritesi kullanılarak yapılan bir idari eylem niteliğinde değil, ticari esaslara göre yürütülen ve özel hukuk ilişkisi doğuran bir faaliyettir. Dolayısıyla, PTT'nin bu hizmeti sunarken (örneğin bir gönderiyi gecikmeli teslim etmesi gibi) kusurlu davranması, bir 'hizmet kusuru' olarak idari yargıda görülecek bir tam yargı davasının konusunu oluşturmaz. Bu, Borçlar Kanunu hükümlerine tabi bir haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Sonuç olarak, PTT'nin posta tebligatını geç teslim etmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılacak dava, idari yargının değil, ADLİ YARGININ (Asliye Hukuk Mahkemesi) görev alanına girer. HGK da kararında, yerel mahkemenin görevli olduğuna ilişkin direnme kararını bu gerekçelerle yerinde bulmuştur. (Referans: www.zulkufarslan.av.tr/haciz-ihtarnamesinin-gec-teslimi/)