Bir mahkeme, son duruşmada tefhim ettiği kısa kararda 'davanın reddine' şeklinde hüküm kurmuş, ancak daha sonra yazdığı gerekçeli kararda ise 'davanın kısmen kabulüne' şeklinde, kısa kararla çelişkili bir hüküm fıkrasına yer vermiştir. Bu durumda, hukuki sonuç doğuracak olan karar hangisidir? Hukuk ve ceza yargılamaları açısından bu çelişkinin sonuçlarını ve Yargıtay'ın yaklaşımını izah ediniz.
Hakimin, son duruşmada tefhim ettiği ve duruşma tutanağına yazdırdığı kısa kararla davadan elini çekmiş olduğu kabul edilir. Bu nedenle, sonradan yazılan gerekçeli kararın, tefhim edilen kısa karara uygun olması esastır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunması, önemli bir usul hatası ve bozma nedenidir. Bu çelişkinin sonuçları hukuk ve ceza yargılamasında farklılık gösterebilir: 1) Hukuk Yargılamasında: Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olması halinde, esas alınacak olan 'kısa karar'dır. Gerekçeli kararın kısa karara aykırı hüküm fıkrası yok hükmündedir. Bu durum, kararın infazında ve kanun yolu denetiminde karışıklığa yol açacağından, HMK m. 297'ye aykırılık teşkil eder ve tek başına bir bozma sebebidir. 2) Ceza Yargılamasında: Ceza yargılamasında da kural, kısa kararın esas alınmasıdır. Özellikle sanığın hak ve özgürlüklerini doğrudan etkileyen infaz işlemlerinde, çelişki halinde kesinlikle kısa karara itibar edilir. Örneğin, kısa kararda beraat, gerekçeli kararda mahkumiyet yazıyorsa, sanık beraat etmiş sayılır. Metinde de belirtildiği gibi, 'ceza mahkemesi kararlarının infazı kısa karara göre yapılmalıdır'. Gerekçeli kararın görevi, kısa karardaki hükmün dayanaklarını Anayasa m. 141 ve CMK m. 230'a uygun şekilde açıklamak olup, hükmü değiştirmek değildir. Bu çelişki, hükmün gerekçesiz bırakılması anlamına da geleceğinden, her iki yargılama türünde de ciddi bir hukuka aykırılık ve kanun yolu başvurusunda bozma nedenidir. (Referans: ayboga.av.tr/gerekceli-karar-nedir/)