Ceza yargılamasında sanığın susma hakkını kullanacağını beyan etmesine rağmen, katılan vekilinin sanığa soru sormaya devam etmesi, CMK m. 201'de düzenlenen 'doğrudan soru yöneltme' (çapraz sorgu) hakkının kötüye kullanılması ve CMK m. 148'deki yasak sorgu yöntemleri kapsamında bir 'taciz' olarak değerlendirilebilir mi? 'Çapraz Sorgunun Bütünlüğü' başlıklı makaledeki argümanlar çerçevesinde tartışınız.
Makaledeki argümanlara göre, sanığın susma hakkını kullanacağını beyan etmesi, katılan vekilinin veya Cumhuriyet savcısının CMK m. 201 uyarınca soru sorma hakkını ortadan kaldırmaz. Sanığın susma hakkı, soruların sorulmasını ve tutanağa geçirilmesini engellemez. Bunun temel nedenleri şunlardır: 1) Maddi Hakikate Ulaşma Amacı: Sorular, sadece cevap almak için değil, aynı zamanda mahkemenin ve diğer tarafların sanığın tepkilerini görmesi, iddia makamının tezini somutlaştırması ve hangi sorulara cevap verilmediğinin zapta geçmesi suretiyle maddi hakikatin ortaya çıkmasına hizmet eder. 2) Susma Hakkının Kapsamı: Sanığın susma hakkı, kendisine yöneltilen sorulara cevap vermeme özgürlüğünü içerir, ancak soruların sorulmasını engelleme hakkını kapsamaz. CMK m. 147 ve 148, sorulara baştan toptan cevap vermemeyi ve soruların sorulmasını engellemeyi düzenlemez. Her soru bağımsızdır ve sanık her bir soru karşısında susma hakkını kullanabilir. 3) Yasak Usul Sayılmama: Soruların ısrarla sorulması, CMK m. 148'de sayılan yorgunluk, işkence, aldatma gibi yasak sorgu yöntemleri kapsamına girmez. Amaç, maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve iddiaları somutlaştırmaktır. Dolayısıyla, susacağını beyan eden sanığa soru sorulmaya devam edilmesi bir taciz veya yasak usul değil, CMK m. 201'in tanıdığı bir hakkın kullanılmasıdır. Mahkeme başkanı, sadece sorunun yönlendirici, dava ile ilgisiz veya kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması gibi durumlarda müdahale edebilir. (Referans: sen.av.tr/.../capraz-sorgunun-butunlugu)