Bir iş kazasında, işveren tarafından 'gerekli iş güvenliği eğitimi verilmemesi' ve 'kişisel koruyucu malzemelerin denetlenmemesi' gibi ihmallerin varlığı tespit edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/461 E. sayılı kararında, yerel mahkemenin 'gerekli tüm bu önlemler alınmış olsa idi dahi neticenin meydana gelmeyeceğinin kesin olarak söylenemeyecek olması' şeklindeki gerekçesi neden hukuka aykırı bulunmuştur? Bu gerekçe, ceza hukukundaki hangi sorumluluk ilkesiyle çelişmektedir?
Bu gerekçe, ceza hukukundaki 'objektif isnadiyet' teorisi ve 'normun koruma alanı' ilkesiyle çeliştiği için hukuka aykırı bulunmuştur. Taksirli sorumlulukta, failin eylemi ile netice arasındaki illiyet bağının varlığı yeterli değildir; ayrıca neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gerekir. Bir neticenin faile isnat edilebilmesi için, failin hukuka aykırı (özen yükümlülüğünü ihlal eden) davranışının, hukuken tasvip edilmeyen, izin verilmeyen bir riski yaratmış veya mevcut riski kabul edilemez düzeyde artırmış olması ve gerçekleşen neticenin de tam olarak bu riskin bir sonucu olması gerekir. İşverenin iş güvenliği eğitimi vermemesi ve denetim yapmaması, kaza riskini hukuken kabul edilemez düzeyde artıran bir davranıştır. Mahkemenin 'bu önlemler alınsa bile kaza yine de olabilirdi' şeklindeki 'hipotetik nedensellik' veya 'hukuka uygun alternatif davranış' argümanı, ceza hukukunda kural olarak kabul görmez. Önemli olan, failin hukuka aykırı davranışının, normun korumayı amaçladığı tehlikenin gerçekleşmesine neden olup olmadığıdır. İş güvenliği kurallarının amacı, tam olarak bu tür kazaları önlemektir. Bu kurallara uyulmaması sonucu kaza meydana geldiğinde, 'uyulsaydı da kaza olurdu' savunması, sorumluluktan kurtulmak için geçerli bir argüman değildir. Bu, sorumluluğu fiilen ortadan kaldıran ve normların koruma amacını boşa çıkaran bir yaklaşımdır.