Bir icra takibinde, borçlunun üçüncü bir kişideki (örneğin bankadaki) alacağına haciz konulması için gönderilen birinci haciz ihbarnamesi (İİK m. 89/1), PTT tarafından gecikmeli olarak tebliğ edilmiştir. PTT'nin bu eylemi, hukuki nitelik olarak bir 'haksız fiil' midir, yoksa bir 'sözleşmenin ihlali' midir? Bu ayrımın, davada uygulanacak hukuk kuralları açısından bir önemi var mıdır?
PTT'nin bu eylemi, hem haksız fiil hem de sözleşmenin ihlali olarak nitelendirilebilir. İki hukuki temel de bir arada bulunabilir (hakların yarışması). 1) Sözleşmenin İhali: Alacaklı, PTT'ye 'Alo Post' gibi özel bir hizmet için normalden daha fazla bir ücret ödeyerek, tebligatın belirli bir sürede ulaştırılmasına yönelik bir 'taşıma sözleşmesi' benzeri bir ilişki kurmuştur. PTT'nin tebligatı taahhüt edilen sürede ulaştırmaması, bu sözleşmesel yükümlülüğün kusurlu olarak ihlalidir. Bu durumda, sözleşmeye aykırılıktan doğan zarar zemininde (TBK m. 112 vd.) dava açılabilir. 2) Haksız Fiil: PTT'nin, tebligat gibi kamusal önemi haiz bir hizmeti sunarken göstermesi gereken objektif özen yükümlülüğünü ihlal etmesi, genel davranış kurallarına aykırılık teşkil eder ve bu nedenle bir haksız fiildir (TBK m. 49 vd.). Bu eylem, sözleşme dışı bir sorumluluk da doğurur. Hukuki nitelendirmenin önemi, özellikle zamanaşımı ve ispat yükü gibi konularda ortaya çıkabilir. Örneğin, haksız fiilde zamanaşımı öğrenmeden itibaren 2 ve her halde 10 yıl iken, sözleşmeye aykırılıkta genel zamanaşımı 10 yıldır. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/4-1739 sayılı kararında da görüldüğü gibi, bu tür davalarda mahkemeler genellikle her iki hukuki temeli de gözeterek, PTT'nin özel hukuk hükümlerine göre sorumlu olduğuna karar vermektedir. Sonuçta, her iki temel de adli yargıda görülecek bir tazminat davasına yol açar.