Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/461 E. sayılı kararında, yerel mahkemenin bilirkişi raporlarını değerlendirirken, 'kusur ve illiyet bağının tespiti işinin davaya bakan hâkimin işi olup bilirkişinin ancak hâkimin bilgisi dışında kalabilecek olayın meydana geliş şekline ilişkin teknik ayrıntıları ortaya koymak ve açıklamaktan ibaret bulunduğu' şeklinde bir gerekçeye yer verilmiştir. Bu ifadeden hareketle, ceza yargılamasında bilirkişinin rolü ile hâkimin rolü arasındaki sınırı, özellikle 'hukuki vasıflandırma' açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #164851

Bu ifade, ceza yargılamasında bilirkişi ile hâkim arasındaki temel fonksiyon ayrımını ortaya koymaktadır. Bilirkişinin rolü, CMK m. 63 uyarınca 'çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde' görüş bildirmektir. Bilirkişi, olayın maddi boyutunu, teknik ayrıntılarını, nedenlerini ve sonuçlarını kendi uzmanlık alanına göre aydınlatır. Örneğin, bir iş kazasında, makinenin teknik olarak kusurlu olup olmadığını, hangi güvenlik önleminin eksik olduğunu tespit eder. Ancak, bu teknik tespitlerden yola çıkarak 'failin asli kusurlu/tali kusurlu olduğu' veya 'eylemin taksir suçunu oluşturduğu' gibi hukuki sonuçlar çıkarmak ve hukuki vasıflandırma yapmak, bilirkişinin değil, münhasıran hâkimin görevidir. Hâkim, bilirkişinin sunduğu teknik verilerle bağlıdır, ancak bu verilerden çıkaracağı hukuki sonuçla (kusurun varlığı, derecesi, suçun vasfı) bağlı değildir. Bilirkişi 'olgu'yu (fact) tespit eder, hâkim ise bu olguya 'hukuk'u (law) uygular. Yerel mahkemenin gerekçesi, bilirkişinin hukuki nitelendirme yaparak hâkimin yerine geçemeyeceğini, kusur tespitinin nihai olarak bir yargılama faaliyeti olduğunu doğru bir şekilde vurgulamaktadır.