Ceza Muhakemesi Kanunu m. 147'de sayılan şüphelinin veya sanığın hakları arasında, 'yakınlarına haber verme hakkı' da bulunmaktadır. Bu hakkın ihlal edilmesi, yani yakalanan bir şüphelinin bu hakkı kullanmasının engellenmesi, soruşturma aşamasında elde edilen delillerin (örneğin, şüphelinin ikrarı) hukuka uygunluğunu etkiler mi? Bu durumun, 'hukuka aykırı delil' (CMK m. 217/2) kavramı çerçevesinde değerlendirmesini yapınız.
Evet, yakınlarına haber verme hakkının ihlali, bu süreçte elde edilen delillerin hukuka uygunluğunu doğrudan etkiler ve bu delillerin 'hukuka aykırı delil' olarak kabul edilmesine yol açabilir. CMK m. 147'de sayılan haklar (müdafiden yararlanma, susma, yakınlarına haber verme vb.), şüphelinin/sanığın adil yargılanma hakkının temel güvenceleridir. Bu haklar, bir bütün olarak 'ifade özgürlüğü ve irade serbestisini' korumayı amaçlar. Yakınlarına haber verme hakkı, sadece insani bir hak değil, aynı zamanda şüphelinin dış dünyayla bağlantı kurarak hukuki yardım almasını (örneğin bir avukat bulmasını) kolaylaştıran önemli bir usuli güvencedir. Bu hakkın engellenmesi, şüphelinin kendisini yalnız ve baskı altında hissetmesine, iradesinin sakatlanmasına ve sonuç olarak gerçeğe aykırı veya özgür iradesine dayanmayan bir ifade (ikrar) vermesine neden olabilir. Bu nedenle, yakalama anından itibaren bu temel hakkın kullandırılmaması, ifade alma işlemini hukuka aykırı hale getirir. CMK m. 148'de sayılan yasak sorgu yöntemleri gibi, bu tür temel hak ihlalleri altında alınan ifadeler, 'zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' ilkesi gereğince hukuka aykırı delil sayılır ve CMK m. 217/2 uyarınca hükme esas alınamaz. Yargıtay kararları da bu yönde istikrar kazanmıştır.