Bir ceza davasında mahkeme, sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurarken, gerekçeli kararında CMK m. 230'da sayılan unsurlardan olan 'delillerin tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri' kısmına hiç yer vermemiş, sadece 'toplanan delillerden sanığın suçu işlediği anlaşıldığından...' gibi genel bir ifade kullanmıştır. Bu durumun adil yargılanma hakkı ve kanun yolu denetimi açısından sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #164806

Bu durum, Anayasa'nın 141. maddesi ve AİHS'nin 6. maddesinde güvence altına alınan 'gerekçeli karar hakkı'nın ve dolayısıyla 'adil yargılanma hakkı'nın ağır bir ihlalidir. CMK m. 230, bir mahkumiyet hükmünün gerekçesinde nelerin bulunması gerektiğini emredici bir şekilde saymıştır. 'Delillerin tartışılması' unsuru, bu gerekçenin en kritik bölümüdür. Mahkeme, hükmünü hangi delillere dayandırdığını, bu delilleri neden güvenilir bulduğunu, sanığın lehine olan delilleri neden dikkate almadığını veya neden yetersiz gördüğünü, çelişkili deliller varsa hangisini neden üstün tuttuğunu akla ve mantığa uygun bir şekilde açıklamak zorundadır. Sadece 'toplanan delillerden...' gibi basmakalıp bir ifade kullanmak, bir gerekçe değildir; sadece bir sonuç bildirimdir. Bu tür bir karar, tarafların (özellikle sanığın) kararın neden verildiğini anlamasını ve buna karşı etkili bir kanun yolu başvurusunda bulunmasını engeller. Ayrıca, istinaf ve temyiz mercilerinin de kararın hukuka uygunluğunu denetlemesini imkansız hale getirir. Bu nedenle, delillerin tartışılmadığı bir gerekçeli karar, kanuna mutlak aykırılık teşkil eder ve esasa girilmeksizin, sadece bu usuli eksiklik nedeniyle üst mahkemece bozulur.