Bir devlet memurunun, mesai saatleri dışında, kişisel sosyal medya hesabından, hükümetin ekonomi politikalarını sert bir dille eleştiren ve hakaret içermeyen bir paylaşım yapması nedeniyle hakkında 'Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak' (657 s. DMK m. 125/A-e) fiilinden uyarma cezası verilmiştir. Bu disiplin cezasının, Anayasa m. 26'da güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve Anayasa Mahkemesi'nin 'ölçülülük' ilkesine ilişkin kararları çerçevesinde hukuka uygunluğunu tartışınız.
Verilen disiplin cezası, Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatları uyarınca ifade özgürlüğünün (Anayasa m. 26) ihlali niteliğindedir ve hukuka aykırıdır. Anayasa Mahkemesi (örneğin, Yılmaz GÜNEŞ başvurusu, 2020/29046), devlet memurlarının da birer birey olarak siyasi görüş sahibi olma ve ülke sorunlarıyla ilgilenme haklarının bulunduğunu vurgulamaktadır. Bir memurun ifade özgürlüğüne disiplin cezası yoluyla müdahale edilebilmesi için, bu müdahalenin 'zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması' ve 'ölçülü' olması gerekir. Somut olayda, memurun paylaşımı; 1) Mesai dışında ve kişisel hesaptan yapılmıştır. 2) Göreviyle veya kurumuyla doğrudan bir bağlantısı yoktur. 3) Hakaret, iftira veya şiddete teşvik gibi yasa dışı bir içerik barındırmamaktadır. 4) Kamu hizmetinin tarafsızlığını, etkinliğini veya düzenini bozduğuna dair somut bir delil sunulmamıştır. Bu koşullar altında, sadece hükümet politikalarını eleştirmesi, 'devlet memuru vakarına yakışmayan davranış' olarak nitelendirilemez. Bu tür genel ve soyut bir gerekçeyle verilen uyarma cezası dahi, ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz bir müdahaledir. İdare ve yargı mercileri, memurun ifade özgürlüğü ile kamunun menfaatleri arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Hakaret içermeyen, genel-geçer politik eleştiriler bu dengede ifade özgürlüğü lehine yorumlanmalıdır.