Bir şirketin satış temsilcisi olan sanık, şirket adına tahsil ettiği paraları zimmetine geçirmek suretiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK m. 155/2) suçundan yargılanmaktadır. Soruşturma aşamasında, bu suç uzlaştırma kapsamında olmasına rağmen, taraflar uzlaşamamıştır. Kovuşturma aşamasında sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Sanık müdafii, uzlaştırma görüşmeleri sırasında müvekkilinin yaptığı 'borcu kabul ediyorum, ödeyeceğim' şeklindeki beyanlarının, mahkumiyet hükmüne delil olarak kullanılamayacağını, zira bu durumun uzlaştırma kurumunun ruhuna aykırı olduğunu iddia etmektedir. Bu savunmanın hukuki geçerliliğini, CMK'nın ilgili hükümlerini de dikkate alarak değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #164726

Bu savunma, CMK m. 253/20 (eski 253/19) hükmü temelinde hukuken geçerlidir. İlgili madde, 'Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.' şeklinde amir bir hüküm içermektedir. Bu kuralın amacı, tarafların uzlaştırma sürecinde baskı altında kalmadan, samimi bir şekilde ve özgürce müzakere edebilmelerini sağlamaktır. Eğer uzlaştırma sırasındaki beyanların daha sonra aleyhe delil olarak kullanılma riski olsaydı, taraflar (özellikle şüpheli/sanık) uzlaşmaya yanaşmaktan ve suçlamayı kabul veya zararı tazmin etme yönünde irade beyanında bulunmaktan çekinirlerdi. Bu da uzlaştırma kurumunun etkinliğini tamamen ortadan kaldırırdı. Dolayısıyla, sanığın uzlaştırma müzakereleri sırasında sarf ettiği 'borcu kabul ediyorum, ödeyeceğim' şeklindeki ikrar niteliğindeki beyanları, kovuşturmada aleyhine delil olarak kullanılamaz. Mahkemenin, mahkumiyet hükmünü bu beyanlara değil, soruşturma ve kovuşturma aşamasında toplanan diğer bağımsız delillere (tanık beyanları, banka kayıtları, belge incelemeleri vb.) dayandırması gerekir. Sanık müdafiinin iddiası bu yönden yerindedir.