TCK m. 267'deki iftira suçu ile Anayasal bir hak olan 'şikayet hakkı' (dilekçe hakkı) arasındaki sınır nerededir? Yargıtay 8. CD 2024/17501 E., 2024/5612 K. sayılı kararında, sanığın iddialarının 'bir takım somut maddi olgu ve olaylara dayanması' neden beraat kararı verilmesini gerektirmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #163048

İftira suçu ile şikayet hakkı arasındaki sınır, failin 'özel kastı' ve iddiasının 'gerçek dışılığını bilmesi' noktasında çizilir. Şikayet hakkı, bir kişinin bir olaydan zarar gördüğünü veya bir suç işlendiğini düşünerek yetkili makamlara başvurmasıdır. Bu başvuruda yanılma, abartma veya hukuki nitelemede hata olabilir. İftira ise, kişinin, iddiasının tamamen asılsız olduğunu 'bilerek' ve karşı tarafa zarar verme, hakkında işlem başlatılmasını sağlama 'özel kastıyla' hareket etmesidir. Yargıtay'ın ilgili kararında, sanığın babasının ölümüne neden olduğunu iddia ettiği kişiler hakkındaki şikayetinin, olayın hemen ardından alınan doktor raporu, tanık beyanları ve müştekilerin olay sonrası kaçtıklarını gösteren tutanaklar gibi 'bir takım somut maddi olgu ve olaylara dayandığı' tespit edilmiştir. Sanığın iddiası somut emarelere dayandığı için, bu iddianın asılsız olduğunu bilerek ve sırf zarar verme kastıyla hareket ettiği söylenemez. Bu durumda eylem, iftira suçunu değil, Anayasal şikayet hakkının kullanılmasını teşkil eder. Bu nedenle, 'iftira kastı ile hareket etmediği' kabul edilerek sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Kaynak: iftira-sucu-tck-m-267.html)