Bir iftira davasında (TCK m. 267), sanığın şikayetinin 'hak arama özgürlüğü' (Anayasa m. 36) kapsamında kaldığının kabul edilebilmesi için hangi koşulların varlığı aranır? Yargıtay 8. CD 2024/17501 E. sayılı kararında, sanığın ilk beyanından dönmüş olmasına rağmen eyleminin neden iftira olarak nitelendirilmediğini analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #162695

Bir şikayetin Anayasal hak arama özgürlüğü kapsamında kalabilmesi için, şikayetin somut olgulara ve emarelere dayanması, iftira suçunun özel kastıyla (masum olduğunu bilerek zarar verme amacıyla) yapılmamış olması gerekir. Yargıtay kararında, sanığın babasının ölümüne yol açan bir kavga olayından sonra müştekilerden şikayetçi olduğu, ancak daha sonra babasının darp edildiğini görmediğini beyan ettiği görülmektedir. Buna rağmen eylem iftira sayılmamıştır, çünkü: 1) Sanığın iddiasını destekleyen somut maddi vakıalar vardır: Babanın raporunda darp izi bulunması, müştekilerin olaydan hemen sonra işyerlerini terk etmeleri, kamera kayıtları vb. Bu durum, sanığın şikayetinin tamamen hayal ürünü olmadığını, bir olguya dayandığını gösterir. 2) İftira suçunun özel kastı yoktur: Sanık, babasının ölümüne yol açan olayın stresi ve üzüntüsüyle, olayın nedenini darp olarak değerlendirmiş olabilir. Bu, hukuki bir yanılgı veya abartı olabilir, ancak masum olduğunu bildiği kişilere kasten zarar verme amacını (iftira kastını) kesin olarak göstermez. Şüphe sanık lehine yorumlanır ilkesi gereği, somut emarelere dayalı bir şikayet, sonradan bazı detayları değişse bile, iftira suçunun unsurlarını oluşturmaz ve hak arama özgürlüğü sınırları içinde kabul edilir. (Kaynak: or.av.tr/iftira-sucu-tck-m-267/)