İYUK m. 53/1-d bendine göre, 'Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi' bir yargılamanın yenilenmesi sebebidir. Bu sebebe dayanabilmek için, bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğuna dair bir ceza mahkemesi mahkumiyet kararının 'kesinleşmiş' olması şart mıdır? Bu durumun tespiti için hukuk mahkemesinde açılacak bir tazminat davası yeterli olur mu?
İYUK m. 53/1-d bendindeki 'mahkeme kararıyla belirlenmesi' ifadesi, bu durumun herhangi bir mahkeme kararıyla sabit olmasını gerektirir. Ancak uygulamada ve doktrinde, bu ifadenin özellikle bir 'ceza mahkemesi kararı'nı işaret ettiği kabul edilir. Çünkü bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunması, TCK m. 276'da tanımlanan 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik veya Tercümanlık' suçunu oluşturur. Bu suçtan dolayı açılan bir ceza davası sonucunda verilen ve 'kesinleşmiş' bir mahkumiyet kararı, yargılamanın yenilenmesi için en sağlam dayanaktır. Bir hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında, bilirkişinin kusurlu davrandığının tespit edilmesi, 'kasıt' unsurunu kesin olarak ispatlamayabilir. Tazminat davası taksirli davranış için de açılabilir. Kanun metni 'kasıtla' ifadesini kullandığı için, kasıt unsurunun kesin olarak tespit edildiği bir ceza mahkemesi kararının varlığı, bu yargılamanın yenilenmesi sebebine dayanmak için genellikle zorunlu görülmektedir. Kesinleşmiş bir beraat kararı ise bu yola başvurmayı engeller. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/idari-yargilama-usulu-kanunu-53-madde-iyuk/)