Anayasa Mahkemesi'nin Şerafettin Can Atalay (2) kararının uygulanmaması üzerine başlayan yargı krizinde, metinde 'hukuk düzeni sorunu' ve 'yargı krizlerine yer yoktur' ifadeleri kullanılmaktadır. Bir hukuk devletinde, yüksek mahkeme kararlarının alt derece mahkemelerince 'dirençle' karşılanmasının, 'kuvvetler ayrılığı' ve 'kanun yolları' sistematiği üzerindeki potansiyel aşındırıcı etkilerini analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #162671

Bir hukuk devletinde, yüksek mahkeme kararlarına karşı alt derece mahkemelerince gösterilen direnç, sistemin temelini sarsan ciddi sonuçlar doğurur: 1) Kuvvetler Ayrılığı Üzerindeki Etkisi: Yargı erki, kendi içinde tutarlı ve öngörülebilir bir bütün olarak hareket etmelidir. Yargının kendi içindeki en üst merciinin (Anayasa Yargısında AYM) kararlarının yine yargı organlarınca tanınmaması, yargının bir erk olarak kendi meşruiyetini ve gücünü zayıflatır. Bu durum, yasama ve yürütme organlarının da yargı kararlarına uymaması için tehlikeli bir emsal oluşturur ve kuvvetler arasındaki dengeyi bozar. 2) Kanun Yolları Sistematiği Üzerindeki Etkisi: Kanun yolları (istinaf, temyiz, bireysel başvuru vb.), hukuki uyuşmazlıkların belirli bir hiyerarşi ve usul içinde nihai bir karara bağlanmasını sağlar. En üstteki merciin kararına uyulmaması, bu sistematiği anlamsız kılar. Eğer bir alt mahkeme, üst mahkemenin veya AYM'nin kararını uygulamama 'yetkisini' kendinde görürse, bu 'direnme hakkı' mantıksal olarak diğer tüm mahkemelere ve kanun yolu aşamalarına sirayet edebilir. Bu da hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği ortadan kaldırarak bir 'hukuk düzeni sorunu' ve kaosa yol açar. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/anayasa-mahkemesinin-kararlarinin-gereginin-yerine-getirilmesi)