PVSK m.9, polise tehlikeyi önlemek amacıyla 'önleme araması' yetkisi verirken, CMK m. 116 'adli arama'yı düzenler. Bir ihbar üzerine, uyuşturucu satıldığı söylenen bir okul çevresinde gözlem yapan polisin, şüpheli hareketler sergileyen bir kişiyi durdurup üzerinde yaptığı kontrolün hukuki niteliği nedir? Bu işlem, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/138 sayılı kararı ışığında hangi anda 'önleme amaçlı kontrolden' 'adli amaçlı aramaya' dönüşür ve bu dönüşüm için hangi hukuki dayanak gereklidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #161697

Cevap: Bu senaryo, önleme ve adli amaçlı kolluk faaliyetlerinin iç içe geçtiği ve birbirine dönüştüğü tipik bir durumu yansıtmaktadır. YCGK'nın K. 2017/138 sayılı kararı bu süreci aşamalı olarak analiz eder: 1) İlk Aşama (Önleme ve Gözlem): Soyut bir ihbar üzerine (henüz somut delillerle desteklenmeyen) polisin okul çevresinde gözlem yapması, PVSK'daki genel önleyici kolluk görevi kapsamındadır. Bu aşamada henüz belirli bir şüpheliye yönelmiş bir adli soruşturma yoktur. 2) İkinci Aşama (Durdurma ve Yoklama): Polisin, sanığın sık sık telefonla görüşmesi gibi davranışlarından şüphelenerek onu durdurması, PVSK m. 4/A'daki durdurma ve kimlik sorma yetkisine dayanır. Bu aşamada oluşan 'makul sebep', polise önleyici amaçla kaba bir üst yoklaması yapma yetkisi de verebilir. 3) Üçüncü Aşama (Suçüstü ve Adli Aramaya Dönüşüm): Karardaki kritik an, polisin, sanığın bir başkasına para karşılığı bir şey verdiğini (uyuşturucu satışı) görmesidir. Bu an, 'suçüstü' (CMK m. 2/j) halinin gerçekleştiği andır. Suçüstü haliyle birlikte, polisin faaliyeti artık 'önleme' amacından 'adli' amaca dönüşmüştür. Artık amaç, işlenmekte olan bir suçun delillerini toplamak ve faili yakalamaktır. Bu noktadan sonra yapılacak detaylı üst araması bir 'adli arama'dır. Normalde adli arama için hakim kararı (CMK m. 119) gerekirken, 'suçüstü' hali, CMK m. 90 ve PVSK Ek m. 6 uyarınca kolluğa, delillerin karartılmasını önlemek amacıyla karar veya emir olmaksızın arama yapma ve şüpheliyi yakalama yetkisi verir. Dolayısıyla, suçüstü halinin tespiti, arama kararı gerekliliğini ortadan kaldıran ve adli aramayı hukuka uygun kılan temel hukuki dayanaktır.