İYUK m. 51'de düzenlenen 'kanun yararına temyiz' yoluna, 'istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş' kararlara karşı başvurulabilir. Bu hüküm, hangi tür mahkeme kararlarını kapsamaktadır? Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı bir davada verdiği ve temyiz yolu kapalı olan bir karar, kanun yararına temyize konu olabilir mi?
Cevap: İYUK m. 51, kanun yararına temyize konu olabilecek kararları iki grup altında toplamıştır: 1) İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin 'kesin olarak verdiği' kararlar: Bunlar, kanun gereği istinaf veya temyiz yolu kapalı olan kararlardır. Örneğin, belli bir parasal sınırın altındaki tam yargı davalarında verilen kararlar veya ivedi yargılama usulünde verilen ve istinaf yolu kapalı olan bazı kararlar bu kapsama girer. 2) 'İstinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan' kararlar: Bunlar, normalde istinaf veya temyiz yolu açık olan ancak tarafların yasal süresi içinde bu yollara başvurmaması nedeniyle kesinleşen kararlardır. Örneğin, bir idare mahkemesi kararının taraflarca süresinde istinaf edilmemesi sonucu kesinleşmesi. Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda verdiği kararların durumu ise özellik arz eder. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na göre, Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların bir kısmı temyize tabidir (İdari/Vergi Dava Daireleri Kurullarına). Bu kararlar temyiz edilmezse ikinci gruba girerek kanun yararına temyize konu olabilir. Ancak, Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği ve kanunen 'kesin' olan (temyiz yolu kapalı) kararlar da mevcuttur. İYUK m. 51'deki 'idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar' ifadesi lafzi yorumlandığında Danıştay'ı kapsamıyor gibi görünse de, kanun yolunun amacı (hukuk birliği ve kamu yararı) ve ruhu gereği, Danıştay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği ve başka bir yargısal denetimden geçmeden kesinleşen kararların da, hukuka aykırı bir sonuç ifade etmeleri halinde kanun yararına temyize konu olabileceği doktrin ve uygulamada kabul edilmektedir.