Boşanma davasında, taraflardan birinin diğerinin rızası olmaksızın gizlice ses kaydı alması ve bu kaydı delil olarak sunması durumunda, kaydın hukuki geçerliliğini ve delil değerini, özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu (TCK m. 134) ve hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağı ilkesi (Anayasa m. 38/6, HMK m. 189/2) bağlamında tartışınız. Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı hangi koşullarda bu tür delillere istisnai olarak değer atfetmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #161632

Cevap: Hukukumuzda temel kural, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağıdır (Anayasa m. 38/6, HMK m. 189/2). Bir kişinin rızası olmaksızın gizlice sesini kaydetmek, özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK m. 134) suçunu oluşturabilir. Bu nedenle, boşanma davasında sunulan bu tür bir ses kaydı, kural olarak hukuka aykırı delil kabul edilir ve mahkeme tarafından hükme esas alınmaz. Ancak Yargıtay, özellikle aile hukuku uyuşmazlıklarında bu kurala bazı istisnalar getirmektedir. Yargıtay içtihatlarına göre, bir delilin hukuka aykırı kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilirken, çatışan iki hukuki değerden (özel hayatın gizliliği ve adil yargılanma/iddia ve savunma hakkı) hangisine üstünlük tanınacağı somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Eğer; 1) Ses kaydı, ani gelişen ve başka türlü ispatlanması mümkün olmayan bir durumu (örneğin, şiddet, hakaret, aldatma ikrarı) belgelemek amacıyla alınmışsa, 2) Kaydı yapan tarafın amacı, kendisine veya ailesine yönelen haksız bir saldırıyı kanıtlamak olup, sistematik bir gözetleme veya tuzak kurma kastı yoksa, 3) Elde edilen delil, sadece boşanma davasında kullanılmak üzere mahkemeye sunulmuş, üçüncü kişilerle paylaşılmamışsa, Yargıtay, bu tür kayıtların istisnai olarak delil olarak kabul edilebileceği yönünde kararlar vermektedir. Bu yaklaşımda, delil elde etmenin başka bir yolunun olmaması (ultima ratio) ve orantılılık ilkesi temel alınmaktadır.