506 sayılı Kanun'un 79/13. maddesinde düzenlenen, Kurumca re'sen tahakkuk ettirilen prim borcuna karşı işverenin başvurabileceği bir aylık itiraz ve dava açma süreleri hak düşürücü niteliktedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/199 sayılı kararı, bu sürelerin işlemeye başlaması için Kurum tarafından yapılan tebligatın hangi nitelikleri taşıması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu kararı ve Anayasa m. 40'ı dikkate alarak, hak düşürücü sürenin başlangıcı açısından 'usulüne uygun tebligat' kavramını yorumlayınız.
Cevap: Yargıtay HGK, E. 2016/10-409, K. 2020/199 sayılı kararında, 506 sayılı Kanun m. 79/13'teki hak düşürücü sürelerin, hak arama özgürlüğü (Anayasa m. 36) ve Devletin başvuru yollarını ve sürelerini belirtme zorunluluğu (Anayasa m. 40) çerçevesinde yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır. Karara göre, hak düşürücü sürenin işlemeye başlayabilmesi için Kurum tarafından işverene yapılan bildirimin 'usulüne uygun bir tebligat' olması şarttır. 'Usulüne uygun tebligat' sadece şekli bir tebliğ işlemini değil, aynı zamanda içeriği de kapsar. Tebligatın, işverenin hangi işleme karşı, hangi süre içinde, hangi mercie itiraz edebileceğini açık, anlaşılır ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde göstermesi gerekir. Kararda, Kurumun dosyaya sunduğu belgeler arasında, borç bildiriminin davacıya ne zaman tebliğ edildiğine dair bir tebligat parçası, tebliğ zarfı veya tebellüğ mazbatası bulunmadığına dikkat çekilmiştir. Bu eksiklik, tebligatın usulüne uygun yapılmadığı ve dolayısıyla hak düşürücü sürenin işlemeye başlamadığı sonucunu doğurmuştur. Sonuç olarak, Kurum işleminin hukuki niteliğini, dayanağını, itiraz merciini ve süresini açıkça belirtmeyen veya tebliğ edildiği usulüne uygun belgelerle (tebligat parçası vb.) ispatlanamayan bir bildirim, hak düşürücü süreyi başlatmaz.