6102 sayılı TTK ile ultra vires ilkesinin lafzen kaldırılmış olmasına rağmen, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/4803 sayılı ve Danıştay 13. Dairesi'nin 2020/2108 sayılı kararları ışığında, 'işletme konusu' kavramının günümüz Türk Ticaret Hukuku'ndaki rolünü tartışınız. İlkenin hak ehliyeti sınırlaması olmaktan çıkıp, temsil yetkisinin sınırları ve yöneticilerin rücu sorumluluğu (TTK m. 371/2) açısından nasıl bir dönüşüm geçirdiğini açıklayınız.
Cevap: Mülga 6762 sayılı TTK'nın 137. maddesi, şirketlerin hak ehliyetini ana sözleşmedeki işletme konusu ile sınırlandırıyor ve bu konu dışındaki işlemleri butlanla geçersiz kılıyordu (ultra vires ilkesi). 6102 sayılı TTK m. 125/2 ile 'Ticaret şirketleri, Türk Medeni Kanununun 48 inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler.' hükmü getirilerek ilke hak ehliyeti açısından kaldırılmıştır. Ancak, TTK m. 371/2'de 'Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin.' denilerek 'işletme konusu' kavramına yeni bir rol yüklenmiştir. Yargıtay 6. HD, K. 2022/4803 kararında belirttiği gibi, işletme konusu artık hak ehliyetinin değil, temsil yetkisinin sınırını ve bu sınır aşıldığında şirketin yöneticilere rücu hakkının doğup doğmayacağını belirlemektedir. Yani ilke, dış ilişkideki geçerlilik sorunundan, iç ilişkideki sorumluluk sorununa dönüşmüştür. Danıştay 13. Dairesi'nin K. 2020/2108 sayılı kararı da bu görüşü destekleyerek, bir şirketin ana sözleşmesinde belirtilmeyen bir alandaki kamu ihalesine katılmasının ehliyet yönünden bir engel teşkil etmediğini vurgulamıştır. Dolayısıyla 'işletme konusu', şirketin hak ehliyetini değil, yöneticilerin sadakat ve özen yükümlülüğünün bir ölçütünü ve üçüncü kişinin kötü niyetinin varlığı halinde şirkete işlemi geçersiz sayma imkanı tanıyan bir mekanizmayı ifade etmektedir.