Boşanma davalarında, taraflardan birinin diğerinin rızası olmaksızın gizlice ses kaydı alması ve bu kaydı delil olarak mahkemeye sunması durumunda, bu delilin kabul edilebilirliği nasıl değerlendirilir? Hukuka aykırı delillerin medeni yargılamadaki yeri, ceza yargılamasındaki mutlak yasakla karşılaştırıldığında ne gibi farklılıklar gösterir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #161501

Boşanma davalarında gizlice alınan ses kayıtlarının delil olarak kabul edilebilirliği tartışmalıdır. Kural olarak, hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller (örn: gizli ses kaydı) hem Anayasa'nın 20. maddesindeki özel hayatın gizliliğini hem de TCK'da düzenlenen suçları (örn: TCK m. 133, 134) ihlal eder ve mahkemece kabul edilmez. Ancak Yargıtay, özellikle boşanma davalarında bu kurala istisnalar getirmektedir. Eğer ses kaydı, başka türlü ispatlanması mümkün olmayan bir iddianın (örneğin, sistematik şiddet, aldatma) kanıtıysa ve kaydı yapan taraf, ani gelişen ve bir daha elde edilemeyecek bir delili tesadüfen kaydetmişse, bu durum 'meşru müdafaa' veya 'zorunluluk hali' benzeri bir hukuka uygunluk nedeni olarak değerlendirilebilmekte ve delilin kabulüne karar verilebilmektedir. Ceza yargılamasında hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi yasağı (CMK m. 217/2) mutlaktır. Medeni yargılamada ise mutlak bir yasak olmayıp, hâkim somut olayın özelliklerine, delilin önemine ve tarafların menfaat dengesine göre bir değerlendirme yapabilmektedir.