Katılma alacağını azaltma (mal kaçırma) kastıyla devredilen bir taşınmazın, TMK m. 229 uyarınca tasfiye hesabına 'eklenecek değer' olarak dahil edilmesi, bu devir işleminin kendisinin geçersiz olduğu ve tapunun iptal edileceği anlamına gelir mi? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2010/17563 K. sayılı kararı ışığında, bu durumda açılabilecek davanın niteliğini ve talep sonucunu açıklayınız.
Hayır, TMK m. 229 uyarınca bir değerin tasfiyeye eklenmesi, o devir işleminin geçersiz olduğu veya tapunun iptal edileceği anlamına gelmez. Bu iki durum arasında önemli bir fark vardır. TMK m. 229, geçerli olarak yapılmış bir hukuki işleme (satış, bağışlama vb.) rağmen, bu işlemin arkasındaki 'kast' nedeniyle, sadece mal rejiminin tasfiyesi açısından bir 'hesaplama' yöntemi öngörür. Yani, devir işlemi üçüncü kişi açısından geçerliliğini korur, tapu iptal edilmez. Sadece, devredilen malın değeri, sanki hala malı devreden eşin malvarlığındaymış gibi farazi olarak onun aktiflerine eklenir ve katılma alacağı bu varsayımsal değer üzerinden hesaplanır. Yargıtay 2. HD'nin 2010/17563 K. sayılı kararında da bu ilke vurgulanmıştır. Kararda, 'Yapılan devrin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapıldığı sabit olsa bile; tasfiyede bedeli hesaba katılacağından; tapunun iptal ve tesciline karar verilemez' denilmektedir. Bu nedenle, mal kaçırma iddiasıyla açılacak dava bir 'tapu iptal ve tescil' davası değil, bir 'katılma alacağı' davasıdır. Davacı, tapunun iptalini değil, devredilen malın karar tarihindeki rayiç değerinin davalı eşin edinilmiş mallarına eklenerek, bu değer üzerinden kendi katılma alacağının hesaplanarak kendisine ödenmesini talep etmelidir. Tapu iptali ancak işlemin aynı zamanda 'muvazaalı' olduğu (TBK m. 19) ispatlanırsa ve bu iddiaya dayalı olarak açılan ayrı bir davada söz konusu olabilir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/medeni-hukuk/katilma-alacagini-azaltma-kastiyla-mallarin-devredilmesi.html)