Trafik kazalarında manevi tazminatın belirlenmesinde metinde sayılan 'tarafların sosyal ve ekonomik durumu, olayın meydana geliş şekli, tarafların kusur durumu' kriterlerinin, hakimin takdir yetkisini ne ölçüde sınırladığını ve bu takdirin hukuki belirlilik ilkesiyle ne derece örtüştüğünü eleştirel bir yaklaşımla değerlendiriniz. Metindeki 'uygulamada davacının mağdur edildiği' yönündeki tespiti, Yargıtay'ın denetim fonksiyonu açısından nasıl yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159876

Manevi tazminatın amacı, zarara uğrayanda bir huzur duygusu yaratmak olup, zenginleşme aracı olmamasıdır. Metinde sayılan kriterler (sosyal/ekonomik durum, olay şekli, kusur) hakimin takdir yetkisine bir çerçeve çizse de, bu yetkiyi tam olarak sınırlamaz ve önemli bir takdir alanı bırakır. Bu durum, 'hukuki belirlilik' ilkesi açısından bir gerilim yaratır; zira benzer olaylarda farklı mahkemelerce çok farklı miktarlarda tazminata hükmedilmesi mümkündür. 'Tarafların sosyal ve ekonomik durumu' kriteri, özellikle zengin olan tarafın daha fazla tazminat ödemesi gerektiği şeklinde yorumlandığında, 'hukuk önünde eşitlik' ilkesiyle çeliştiği yönünde eleştirilere açıktır. Metindeki 'uygulamada davacının mağdur edildiği' tespiti, mahkemelerin genellikle takdir yetkilerini davacılar aleyhine, yani düşük miktarlar belirleyerek kullandığına işaret eder. Yargıtay'ın denetim fonksiyonu burada devreye girer. Yargıtay, yerel mahkemenin takdirine doğrudan müdahale edemese de, hükmedilen miktarın 'olayın özellikleri' ve 'hakkaniyet' ile bağdaşmayacak ölçüde az veya çok olması durumunda, takdir hakkının yanlış kullanıldığı gerekçesiyle kararı bozabilir. Metinde belirtildiği gibi, Yargıtay, yerel mahkemelerin 'güncel emsal Yargıtay kararları ışığında' karar vermesi gerektiğini belirterek, bu takdir yetkisinin keyfiliğe dönüşmesini engellemeye ve bir içtihat birliği sağlamaya çalışır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/trafik-kazasi-avukati/)