Yasal önalım hakkının (şufa hakkı) kullanılmasını engelleyen 'fiili taksim' savunmasının hukuki dayanağı nedir? Yargıtay'ın bu savunmayı kabul ederken dayandığı temel hukuk ilkesini ve fiili taksimin varlığının kabulü için aranan maddi koşulları, Yargıtay 14. HD'nin 2020/3386 K. sayılı kararı ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159865

Yasal önalım hakkını engelleyen 'fiili taksim' savunmasının doğrudan bir kanun hükmü yoktur; bu savunma, Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiştir ve hukuki dayanağını TMK m. 2'de düzenlenen 'dürüstlük kuralı' ve 'hakkın kötüye kullanılması yasağı' ilkesinden almaktadır. Yargıtay'a göre, paydaşlar kendi aralarında bir anlaşmayla veya zamanla oluşan fiili bir kullanma biçimiyle taşınmazı kendi aralarında bölüşmüşlerse ve her paydaş kendisine özgülenen kısmı bağımsız olarak kullanıyorsa, bu 'eylemli olarak bağımsız' oluşumun korunması gerekir. Bu durumda, bir paydaşın sadece kendi kullandığı bölümü değil, tapudaki payını satması halinde, diğer paydaşın bu fiili duruma uzun süre ses çıkarmayıp, satış gerçekleşince önalım hakkını kullanması, TMK m. 2'deki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı olarak kabul edilir. Fiili taksimin varlığı için aranan maddi koşullar şunlardır: 1) Paylı mülkiyete tabi bir taşınmaz olmalıdır. 2) Taşınmaz, paydaşlarca fiilen bölünmüş olmalıdır. Bu bölünmenin yazılı olması şart değildir. 3) Her paydaşın, taşınmazın belirli bir bölümünü münhasıran ve sürekli olarak kullanıyor olması gerekir. Yargıtay 14. HD'nin ilgili kararında vurgulandığı gibi, taksimin tüm paydaşları kapsaması veya yazılı olması gerekmez. Davacı paydaşın kullandığı bir bölüm ve payını satan paydaşın kullandığı ayrı bir bölüm varsa ve davacı, satıcının bu kullanımına zamanında karşı çıkmamışsa, artık önalım hakkını kullanması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz ve dava reddedilmelidir. (Kaynak: vonahukuk.com/onalim-hakki-fiili-taksimin-varligi-ve-bedelde-muvazaa-iddiasi/)