Savunma hakkının kısıtlanması (CMK m. 289/1-h), Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Metinde belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2004/10-96 E. sayılı kararı ışığında, sanık müdafiinin sunduğu 'mesleki mazeret'in mahkeme tarafından kabul edilmesine rağmen, yeni bir duruşma günü bildirilmeden dosyanın karara bağlanmasının neden savunma hakkının kısıtlanması sayıldığını, adil yargılanma hakkı ve 'silahların eşitliği' ilkesi açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159858

Savunma hakkı, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur ve Anayasa m. 36 ile AİHS m. 6'da güvence altına alınmıştır. CMK m. 289/1-h, hüküm için önemli hususlarda savunma hakkının sınırlandırılmasını hukuka kesin aykırılık hali ve mutlak bozma nedeni saymıştır. Yargıtay CGK'nın ilgili kararında ele alınan durum, bu kısıtlamanın tipik bir örneğidir. Mahkemenin, müdafiin mesleki mazeretini (örneğin başka bir duruşması olması) kabul etmesi, o duruşmanın müdafiin yokluğunda yapılamayacağını zımnen kabul ettiği anlamına gelir. Mazereti kabul ettikten sonra, yeni bir duruşma günü belirleyip bunu müdafie tebliğ etmeden, onun yokluğunda yargılamaya devam edip hüküm kurması, kendi kararıyla çelişen ve savunma hakkını fiilen ortadan kaldıran bir işlemdir. Bu durum, adil yargılanma hakkı ve 'silahların eşitliği' ilkesi açısından şu nedenlerle bir kısıtlamadır: 1) Silahların Eşitliği İhlali: Savunma makamı (sanık ve müdafii), iddia makamının (Cumhuriyet savcısı) esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma yapma ve son sözü söyleme hakkından mahrum bırakılmıştır. İddia makamı görüşünü sunarken, savunma makamı fiilen susturulmuş olur. 2) Etkili Savunma Hakkının İhlali: Müdafi, mazereti kabul edildiği için o duruşmada bulunma ve savunma yapma beklentisi içindedir. Onun yokluğunda verilen bir karar, sanığı etkili bir hukuki yardımdan yoksun bırakır. 3) Hukuki Dinlenilme Hakkının Zedelenmesi: Sanık ve müdafii, iddialara karşı beyanda bulunma ve mahkemeyi ikna etme fırsatını kaybeder. Mahkemenin mazereti kabul edip sonra yok sayması, öngörülemez bir usuli işlem olup, hukuki güvenlik ilkesini de zedeler. Sonuç olarak, bu işlem, sanığın en temel savunma haklarını göstermelik hale getirdiği için savunma hakkının esaslı bir kısıtlanmasıdır ve mutlak bozma nedenidir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/savunma-hakkinin-kisitlanmasi/)