İftira suçunun (TCK m. 267) oluşabilmesi için aranan 'doğrudan kast' unsurunu, failin isnat ettiği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi ancak mağdurun bu fiili işlemediğini bilmemesi (olası kast) durumuyla karşılaştırarak analiz ediniz. Failin, mağdurun suçu işlediğine dair şüphesi veya inancı olması, iftira suçundan sorumlu tutulmasına engel olur mu?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159846

İftira suçunun manevi unsuru 'doğrudan kast'tır. TCK m. 267'nin lafzı bu konuda çok nettir: '...işlemediğini bildiği halde... hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi...'. Bu ifade, failin iki şeyi kesin olarak bilmesini gerektirir: 1) İsnat ettiği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi. 2) Mağdurun bu fiili işlemediğini, yani masum olduğunu kesin olarak bilmesi. Olası kastla, yani 'olursa olsun' mantığıyla bu suçun işlenmesi mümkün değildir. Fail, 'mağdurun bu suçu işlememiş olabileceğini öngörmesine rağmen yine de şikayette bulunursa' iftira suçu oluşmaz. Çünkü kanun 'işlemediğini bilme' şeklinde kesin bir bilgi ve isteme unsuru aramaktadır. Bu nedenle, failin, mağdurun suçu işlediğine dair makul bir şüphesi veya samimi bir inancı varsa, bu inanç veya şüphe sonradan yanlış çıksa bile, iftira suçunun manevi unsuru oluşmaz. Bu durumda fail, Anayasa ile güvence altına alınmış olan 'ihbar ve şikayet hakkını' kullanmış sayılır. İftira suçunun oluşabilmesi için, failin, mağdurun masumiyetini bilerek, sırf ona zarar vermek, hakkında soruşturma/kovuşturma açılmasını veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Dolayısıyla, samimi bir şüpheye veya inanca dayalı olarak yapılan bir şikayet, iftira suçunu oluşturmaz; bu durumda ancak hakaret veya diğer suçların unsurları varsa onlar değerlendirilir. (Kaynak: or.av.tr/cinsel-iftira-atmanin-cezasi-nedir/)