İnançlı işleme dayalı iddiaların ispatı konusunda Yargıtay'ın benimsediği temel kural nedir? 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre inançlı işlem iddiası hangi tür delille kanıtlanabilir? Yazılı bir sözleşme olmaması durumunda, 'yazılı delil başlangıcı' olarak kabul edilebilecek belgeler nelerdir ve bu belgelerin varlığı ispat açısından ne gibi bir sonuç doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159841

Yargıtay'ın 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddiaların ispatı kural olarak 'yazılı delil' ile mümkündür. Bu, inançlı işlemin varlığının tanık beyanları gibi takdiri delillerle ispatlanamayacağı anlamına gelir. Bu kuralın temel amacı, tapu sicili gibi resmi kayıtlara ve mülkiyetin devrine ilişkin işlemlerin ciddiyetine ve güvenliğine halel getirmemek, ispatı zor ve suistimale açık iddiaların önüne geçmektir. Yazılı delil, tarafların imzasını taşıyan ve inanç ilişkisini ortaya koyan bir 'inanç sözleşmesi' veya benzeri bir belgedir. Yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı durumlarda, HMK anlamında bir 'yazılı delil başlangıcı'nın varlığı, ispat rejimini değiştirebilir. Yazılı delil başlangıcı, iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat etmese de, o işlemin varlığını muhtemel gösteren ve aleyhine ileri sürülen taraftan (inanılandan) sadır olmuş (çıkmış) belgelerdir. Metinde verilen örnekler şunlardır: İnanılan tarafından yazılmış ancak imzalanmamış mektup, usulüne uygun onaylanmamış parmak izli veya mühürlü senetler. Yazılı delil başlangıcının varlığı, inançlı işlem iddiasının doğrudan kanıtlandığı anlamına gelmez. Ancak bu belge, iddianın tanık dahil her türlü delille ispatlanmasına olanak tanır. Yani, normalde tanıkla ispatı mümkün olmayan inançlı işlem iddiası, yazılı delil başlangıcı sayesinde tanık dinletilerek ispatlanabilir hale gelir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/inancli-islem-inanc-sozlesmesi/)