5271 sayılı CMK'nın 196. maddesi, mahkemece sorgusu yapılmış olan sanığın, talebi üzerine duruşmadan bağışık (vareste) tutulabileceğini düzenler. Buna karşılık, CMK m. 195, sanığın yokluğunda duruşma yapılabilmesini, suçun yaptırımının 'sadece adli para cezasını ve/veya müsadereyi gerektirmesi' gibi çok istisnai bir şarta bağlamıştır. Vareste tutulma ile sanığın yokluğunda duruşma yapılması arasındaki temel farklar nelerdir? Sanığın talebi ve rızası, bu iki kurumun uygulanabilmesindeki rolü açısından neden bu kadar önemlidir? Bir sanığın, hapis cezası öngören bir suçtan yargılanırken, duruşmalara gelmemesi halinde, mahkeme onun yokluğunda yargılamayı sürdürüp mahkumiyet kararı verebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159817

Vareste tutulma ile sanığın yokluğunda duruşma yapılması arasındaki temel farklar, 'sanığın rızası'nın varlığı/yokluğu ve 'suçun niteliği'dir. 1) Vareste Tutulma (CMK m. 196): - Sanığın Rızası: Esastır. Sanığın veya müdafiinin talebi ve mahkemenin kabulü ile olur. Sanık, duruşmada bulunma hakkından bilinçli olarak feragat etmektedir. - Suçun Niteliği: Hapis cezası gerektiren suçlar dahil, her türlü suçta (sorgusu yapıldıktan sonra) uygulanabilir. - Sonuç: Sanığın yokluğunda yargılamaya devam edilir, ancak savunma hakkı müdafisi aracılığıyla korunur. 2) Sanığın Yokluğunda Duruşma (CMK m. 195): - Sanığın Rızası: Aranmaz. Bu, sanığın iradesi dışında, kanunun izin verdiği istisnai bir durumdur. - Suçun Niteliği: Çok sınırlıdır. Sadece yaptırımı 'adli para cezası ve/veya müsadere' olan suçlar için geçerlidir. Hapis cezası gerektiren bir suçta bu madde uygulanamaz. - Sonuç: Mahkeme, sanık hiç gelmese bile yargılamayı yapıp bitirebilir. Sanığın talebi ve rızasının bu kadar önemli olmasının nedeni, 'duruşmada hazır bulunma hakkı'nın, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olmasıdır. Bir kişi, ancak bu haktan 'kendi özgür iradesiyle' vazgeçerse (vareste tutulma talebi gibi), yokluğunda hakkında yargılama yapılabilir. Devletin, kişiyi iradesi dışında yokluğunda yargılaması, savunma hakkının en ağır ihlallerinden biridir. Bu nedenle kanun, bu istisnayı sadece en hafif suç tipleri (sadece para cezasını gerektirenler) için ve çok sınırlı olarak kabul etmiştir. Sorunun son kısmına gelince, hapis cezası öngören bir suçtan yargılanan bir sanık duruşmalara gelmezse, mahkeme onun yokluğunda yargılamayı sürdürüp mahkumiyet kararı veremez. Bu durumda mahkemenin yapması gereken, sanık hakkında 'yakalama emri' çıkarmak ve sanığı zorla duruşmaya getirtmektir (CMK m. 98). Sanık getirilmeden ve sorgusu yapılmadan, hapis cezasını gerektiren bir davada hüküm kurulamaz. Bu, ceza muhakemesinin 'yüze yüzdelik' ve 'doğrudanlık' ilkelerinin bir gereğidir. (İlgili metin: savunma-hakkinin-kisitlanmasi, İlgili Kanunlar: CMK m. 193, m. 195, m. 196)