5237 sayılı TCK'nın 63. maddesi uyarınca, hüküm kesinleşmeden önce şahsi hürriyeti sınırlayan haller nedeniyle geçirilen sürelerin, hükmolunan hapis cezasından indirilmesi (mahsup) öngörülmüştür. CMK m. 109/7'de ise, konutunu terk etmemek (ev hapsi) şeklindeki adli kontrol altında geçen her 'iki günün', cezanın mahsubunda 'bir gün' olarak dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bu 2'ye 1 oranındaki mahsup kuralının, tam teşekküllü bir ceza infaz kurumundaki tutukluluk ile ev hapsi arasındaki kısıtlama derecesi farkını yansıttığı söylenebilir. Bu oranın, 'eşitlik ilkesi' ve 'orantılılık ilkesi' açısından anayasaya uygunluğunu tartışınız. Ev hapsinin, cezaevine göre daha az kısıtlayıcı olduğu kabul edilse de, bir kişinin evinde de olsa özgürlüğünden mahrum bırakılmasının, bu oranda bir farkı haklı kılıp kılmadığını hukuki argümanlarla değerlendiriniz.
Bu 2'ye 1 oranındaki mahsup kuralının anayasaya uygunluğu, ceza hukukunun temel ilkeleri açısından tartışmalı bir konudur. Kuralın Lehine Argümanlar (Orantılılık ve Farklı Muamele): - Kısıtlama Derecesi Farkı: Bu kuralın temel mantığı, ev hapsi ile ceza infaz kurumundaki tutukluluğun, kişi özgürlüğüne getirdiği kısıtlamanın aynı derecede olmadığıdır. Tutukluluk, kişinin sosyal çevresinden, ailesinden, normal yaşam alışkanlıklarından tamamen koparıldığı, çok daha ağır ve tecrit edici bir tedbirdir. Ev hapsinde ise kişi, kendi konutunda, ailesiyle birlikte kalmaya devam eder, iletişim araçlarını kullanabilir ve yaşamını daha normal koşullarda sürdürebilir. Kanun koyucu, bu niteliksel farkı gözeterek, daha hafif olan kısıtlamanın, daha ağır olan kısıtlamaya göre daha az bir mahsup değeri taşıması gerektiğini düşünmüştür. Bu, 'farklı durumlara farklı kurallar uygulama' mantığıyla eşitlik ilkesine aykırı değildir. Orantılılık açısından, kısıtlamanın hafifliği ile mahsup oranının düşüklüğü arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır. Kuralın Aleyhine Argümanlar (Eşitlik ve Özgürlüğün Bütünlüğü): - Özgürlükten Yoksun Kalma Esası: Karşı argümana göre, her iki durumda da temel olan, kişinin 'özgürlüğünden yoksun bırakılması'dır. Anayasa'nın koruduğu 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' bir bütündür. Kişinin devlet zoruyla belirli bir mekanda (ister cezaevi, ister konutu) tutulması, bu hakkın özüne bir müdahaledir. Kısıtlamanın derecesindeki fark, müdahalenin varlığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, özgürlükten yoksun kalınan her günün, nerede geçirildiğine bakılmaksızın, eşit olarak (1'e 1 oranında) mahsup edilmesi gerektiği savunulabilir. 2'ye 1 oranı, ev hapsindeki özgürlük kısıtlamasını önemsizleştirmekte ve eşitlik ilkesini zedelemektedir. - Pratik Sonuçlar: Bu oran, kişilerin tutukluluğa alternatif olan ev hapsini daha az tercih etmelerine veya ev hapsinde daha uzun süre kalarak fiilen daha fazla 'ceza' çekmelerine neden olabilir. Bu da adli kontrolün, tutuklamaya karşı etkin bir alternatif olma işlevini zayıflatabilir. Sonuç olarak, bu oranlama, yasama organının bir takdiridir ve kısıtlamanın niteliğindeki farkı gözeten makul bir gerekçeye dayanmaktadır. Ancak 'özgürlük' kavramının bütüncül yorumlanması halinde, eşitlik ilkesi açısından eleştiriye açıktır ve Anayasa Mahkemesi tarafından farklı bir yoruma tabi tutulması muhtemeldir. (İlgili metin: mahsup-nedir-baska-suctan-tutuklulugun-gozalti-suresi-ve-cezanin-mahsubu-sartlari, İlgili Kanunlar: TCK m. 63, CMK m. 109/7)