Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, TMK m. 229 uyarınca eklenecek değerler arasında 'mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmalar' da sayılmıştır. Bu hüküm ile aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen 'katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler' arasındaki temel fark nedir? Bir eşin, boşanma davasından 8 ay önce, diğer eşin rızası olmadan ve hiçbir kötü niyeti olmaksızın, sırf yardım amacıyla kardeşine 100.000 TL bağışlaması durumunda, bu işlem hangi fıkra kapsamında tasfiyeye dahil edilir ve neden? Bu durumda 'kast' unsurunun aranıp aranmamasının pratik sonucu ne olur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159766

İki hüküm arasındaki temel fark, aranan 'sübjektif unsur (niyet)' ve 'zaman' kriteridir. - TMK m. 229/1, b.1 (Bir Yıl İçindeki Karşılıksız Kazandırmalar): Bu fıkra, objektif bir kritere dayanır. Eşin niyeti (kastı) önemli değildir. Önemli olan, mal rejiminin sona ermesinden (genellikle boşanma dava tarihinden) önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan ve olağan hediye sınırlarını aşan bir karşılıksız kazandırma (bağışlama) yapılmış olmasıdır. Burada kanun, eşin niyetinin iyi veya kötü olduğuna bakmaksızın, son bir yıl içinde yapılan bu tür büyük çıkışların diğer eşin katılma alacağını korumak amacıyla tasfiyeye eklenmesi gerektiğine dair bir 'karine' yaratmıştır. - TMK m. 229/2 (Azaltma Kastıyla Yapılan Devirler): Bu fıkra ise tamamen sübjektif bir kritere, yani 'azaltma kastı'na dayanır. Bu fıkranın uygulanması için bir zaman sınırı yoktur; mal rejiminin devamı süresince (örneğin boşanmadan 5 yıl önce) yapılmış bir devir dahi olabilir. Önemli olan, devrin diğer eşin katılma alacağına zarar verme amacıyla yapıldığının ispatlanmasıdır. Sorudaki senaryoda, eşin boşanmadan 8 ay önce, rıza olmaksızın ve olağan hediye sayılmayacak bir meblağı (100.000 TL) kardeşine bağışlaması, TMK m. 229/1, b.1 kapsamına girer. Çünkü işlem, son bir yıl içinde yapılmış bir karşılıksız kazandırmadır. Bu durumda, bağışlamayı yapan eşin 'kötü niyeti'nin veya 'katılma alacağını azaltma kastı'nın olup olmadığına bakılmaz ve bu durumun ispatlanması gerekmez. İşlemin bu fıkra kapsamında değerlendirilmesinin pratik sonucu, ispat kolaylığıdır. Davacı eş, sadece işlemin son bir yıl içinde yapıldığını, karşılıksız olduğunu ve kendi rızasının bulunmadığını ispatlamakla yükümlüdür. Bu, m. 229/2'deki gibi ispatı çok daha zor olan 'kast' unsurunu ispatlama yükümlülüğünden davacıyı kurtarır. (İlgili metin: katilma-alacagini-azaltma-kastiyla-mallarin-devredilmesi, İlgili Kanun: TMK m. 229)