Savunma hakkının kısıtlanması, CMK m. 289/1-h uyarınca 'hukuka kesin aykırılık' hallerinden biridir. 'savunma-hakkinin-kisitlanmasi' metninde, bu kısıtlamanın 'hüküm için önemli olan hususlarda' ve 'mahkeme kararı ile' gerçekleşmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu iki şart ne anlama gelmektedir? Sanık müdafiinin, bir tanığa soru sormasının mahkeme başkanı tarafından engellenmesi ile müdafiin duruşmaya katılmak için sunduğu mesleki mazeretin gerekçesiz olarak reddedilmesi eylemlerini, bu iki şart açısından ayrı ayrı değerlendiriniz.
CMK m. 289/1-h'deki bu iki şart, savunma hakkı kısıtlamasının mutlak bozma nedeni sayılabilmesi için aranan niteliklerdir: 1) 'Hüküm İçin Önemli Olan Hususlarda' Kısıtlama: Bu şart, her usuli hatanın mutlak bozma nedeni olmadığını ifade eder. Kısıtlamanın, davanın esasına etkili olabilecek, sanığın aleyhindeki delilleri çürütme veya lehindeki delilleri sunma imkanını ortadan kaldıran bir noktada gerçekleşmesi gerekir. Önemsiz, sonuca etkisiz bir usuli eksiklik bu kapsama girmez. 2) 'Mahkeme Kararı İle' Kısıtlama: Kısıtlamanın, mahkemenin (heyet veya hakim) açık veya zımni bir kararına dayanması gerekir. Mahkeme başkanının fiili bir müdahalesi, eğer heyetin bir kararına dönüşmemişse veya itiraz üzerine heyetçe onanmamışsa, bu şartı tam olarak sağlamayabilir. Ancak uygulamada, başkanın eylemleri genellikle mahkemenin kararı olarak kabul edilir. Senaryoların Değerlendirilmesi: a) Tanığa Soru Sormanın Engellenmesi: Tanığa soru sorma (CMK m. 201), savunmanın en temel araçlarından biridir (çapraz sorgu). Eğer engellenen soru, davanın esasıyla, örneğin tanığın görgüsü veya güvenilirliği ile ilgili ise, bu 'hüküm için önemli bir husus'tur. Mahkeme başkanının bu engellemesi, bir 'mahkeme kararı' (fiili de olsa bir karar) niteliğindedir. Dolayısıyla, bu durum CMK m. 289/1-h kapsamında bir kesin hukuka aykırılık hali oluşturur ve mutlak bozma nedenidir. b) Mazeretin Gerekçesiz Reddi: Müdafiin duruşmada hazır bulunması, savunma hakkının temelidir. Mesleki bir mazeretin (örneğin başka bir duruşma) sunulmasına rağmen, mahkemenin bunu hiçbir gerekçe göstermeden reddederek müdafiin yokluğunda yargılamaya devam etmesi, sanığı savunmasız bırakır. Bu, 'hüküm için önemli' bir kısıtlamadır, zira tüm savunma mekanizması devre dışı kalmıştır. Mahkemenin mazereti reddetme ve duruşmaya devam etme kararı da bir 'mahkeme kararı'dır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2004/10-96 E. sayılı kararı da bu yöndedir. Bu durum da açıkça savunma hakkının kısıtlanmasıdır ve mutlak bozma nedenidir. (İlgili metin: savunma-hakkinin-kisitlanmasi, İlgili Kanunlar: CMK m. 289/1-h, m. 149, m. 201)