Makalede, uygulamada mahkemelerin sorgu aşamasında sanığa HAGB'yi kabul edip etmediğini sormasının hatalı olduğu belirtilmektedir. Bu uygulamanın hatalı olarak nitelendirilmesinin ceza muhakemesi ilkeleri açısından gerekçeleri nelerdir? HAGB'ye ilişkin kabul beyanının alınması için en doğru zamanlama neden duruşmanın sonu olmalıdır? Bu erken sorgulamanın sanığın savunma hakkı ve masumiyet karinesi üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159718

Sorgu aşamasında HAGB'nin sorulmasının hatalı olmasının temel gerekçesi, HAGB'nin ancak mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair bir kanaate vardıktan sonra gündeme gelen bir 'hüküm' alternatifi olmasıdır. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeği araştırmaktır ve bu süreç duruşmanın sonuna kadar devam eder. Sorgu aşaması, yargılamanın henüz başında, delillerin tam olarak toplanıp tartışılmadığı bir evredir. Bu aşamada HAGB'yi sormak, mahkemenin henüz yargılama yapmadan sanığın mahkum olacağına dair bir önyargıya sahip olduğu izlenimi yaratır. Bu durum, 'masumiyet karinesi' ilkesini (Anayasa m. 38/4) zedeler. Sanık, daha en başından mahkum edileceği varsayımıyla karşı karşıya bırakılmış olur. Savunma hakkı açısından ise, sanık ve müdafii henüz tüm delilleri görmeden, lehe olan hususları tartışmadan ve savunma stratejisini tam olarak oluşturmadan, sonuçları itibarıyla (temyiz hakkından feragat gibi) çok önemli olan bir konuda beyanda bulunmaya zorlanmış olur. Bu, savunma hakkının etkin kullanımını kısıtlar. Makalenin de belirttiği gibi, HAGB'ye ilişkin irade beyanının alınması için en doğru zaman, mahkemenin tüm delilleri değerlendirip, sanık hakkında mahkumiyet kararı vermeyi düşündüğü ancak bu hükmü açıklamayı ertelemeyi uygun gördüğü 'duruşmanın sonu' anıdır. Bu, hem muhakemenin mantıksal akışına hem de masumiyet karinesi ve savunma hakkına saygının bir gereğidir. (İlgili metin: sanik-yerine-avukati-hagb-yi-kabul-edebilir-mi, İlgili Kanunlar: CMK m. 191, m. 231)