Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin bozma kararı üzerine, yerel mahkemenin sanığın eylemini 'bıçakla kasten yaralama' olarak değerlendirmekte direnmesinin temel gerekçesi 'ani gelişen kavga' ve 'toplu saldırı' ortamıdır. Bu gerekçenin, Yargıtay'ın 'hedef alınan vücut bölgesi', 'kullanılan silahın elverişliliği' ve 'engel hal nedeniyle eyleme son verme' gibi objektif kriterleri karşısındaki hukuki değeri nedir? Bir fiilin hukuki nitelendirmesinde, failin içinde bulunduğu sübjektif durum (öfke, korku) mu, yoksa eylemin dış dünyaya yansıyan objektif sonuçları mı daha ağır basmalıdır? Tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #159697

Bu soru, ceza hukukunda kastın belirlenmesindeki objektif ve sübjektif teorilerin çatışmasını yansıtmaktadır. Yerel mahkemenin direnme gerekçesi ('ani gelişen kavga', 'toplu saldırı', 'hedef gözetmenin mümkün olmaması'), failin içinde bulunduğu sübjektif duruma ve eylem anındaki iradesinin oluşum şekline odaklanmaktadır. Bu yaklaşıma göre, failin yoğun hiddet, korku veya panik altında yaptığı eylemde, soğukkanlı bir şekilde 'öldürme' kararı verip bunu icra etme kastı oluşmamıştır; kastı olsa olsa karşı saldırıyı defetmeye veya yaralamaya yöneliktir. Yargıtay'ın kriterleri ise ('öldürücü silah', 'hayati bölgeye isabet', 'engel halin varlığı') daha çok eylemin dış dünyaya yansıyan objektif sonuçlarına ve tehlikeliliğine odaklanmaktadır. Bu yaklaşıma göre, failin iç dünyası ne olursa olsun, eylemleri objektif olarak bir insanın ölümüne yol açabilecek nitelikteyse ve sadece dış bir engel nedeniyle ölüm gerçekleşmemişse, kastın öldürmeye yönelik olduğu kabul edilmelidir. Modern ceza hukuku, sadece objektif sonuçlara veya sadece sübjektif duruma bakmak yerine, her ikisini birlikte değerlendiren bir yaklaşımı benimser. Ancak, kastın ispatında objektif deliller her zaman daha güçlüdür. 'oldurmeye-tesebbus-ve-kasten-yaralama' metnindeki olayda olduğu gibi, failin yakın mesafeden, öldürücü bir silahla, hayati bir bölge olan karın bölgesine ateş etmesi ve eylemine ancak mağdurun müdahalesiyle (silahı almasıyla) son vermesi, objektif olarak öldürme kastını çok güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Failin 'toplu saldırı altında olduğu' savunması, olsa olsa haksız tahrik (TCK m. 29) hükümlerinin uygulanmasında dikkate alınabilecek bir husustur, ancak eylemin hukuki niteliğini (kastı) yaralamaya dönüştürmek için tek başına yeterli değildir. Yargıtay'ın yerel mahkeme kararını bozması, objektif kriterlerin, ispatı daha zor olan sübjektif durumlara üstün geldiğini ve eylemin yarattığı somut tehlikenin, failin ruh halinden daha önemli bir gösterge olduğunu kabul ettiğini göstermektedir. (İlgili metin: oldurmeye-tesebbus-ve-kasten-yaralama, İlgili Kanunlar: TCK m. 21, 29, 35, 81, 86)