Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, bir eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yaptığı devirlerin edinilmiş mallara ekleneceğini düzenleyen TMK m. 229/2'nin uygulanmasında 'azaltma kastı' nasıl ispatlanır? Metinde yer alan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/16956 E., 2017/6714 K. sayılı kararında ispat yükünün davacıda olduğu belirtilmektedir. Davacı bu kastı ispatlamak için ne tür delillere (tanık, zamanlama, devredilen kişinin kimliği vb.) dayanabilir? Bir devrin, hukuken geçerli bir satış sözleşmesi olması (muvazaalı olmaması), TMK m. 229/2'nin uygulanmasına engel teşkil eder mi?
'Azaltma kastı'nın ispatı, failin iç dünyasına ilişkin sübjektif bir unsurun ispatı olduğundan genellikle doğrudan delillerle değil, dolaylı deliller ve fiili karinelerle mümkündür. Yargıtay kararlarından ve metinden anlaşıldığı üzere, davacı bu kastı ispatlamak için şu tür delillere dayanabilir: 1) Zamanlama: Devrin, boşanma davasının açılmasından kısa bir süre önce veya evlilik birliğinin sarsıldığı, taraflar arasında ciddi anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde yapılması (Y8HD - 2021/3357 K. kararı gibi). 2) Devredilen Kişinin Kimliği: Malın, eşin bir akrabasına (anne, baba, kardeş) veya yakın arkadaşına devredilmesi. 3) Devir Bedeli: Malın, rayiç bedelinin çok altında bir bedelle devredilmesi veya bedelin ödendiğine dair makul bir delil (banka havalesi vb.) sunulamaması. 4) Hayatın Olağan Akışı: Davalı eşin malı satmak için makul bir ekonomik sebebinin bulunmaması. 5) Sonraki İşlemler: Devredilen malın, boşanma gerçekleştikten sonra tekrar devreden eş tarafından geri alınması (Y8HD - 2021/3357 K. kararı gibi). Bu unsurlar tek başına yeterli olmayabilir, ancak bir araya geldiklerinde mahkemede güçlü bir kanaat oluşturabilirler. Bir devrin hukuken geçerli bir satış sözleşmesi olması, yani muvazaalı olmaması, TMK m. 229/2'nin uygulanmasına KESİNLİKLE engel teşkil etmez. Metinde de vurgulandığı gibi (HGK-K.2012/629), bu iki kavram farklıdır. Muvazaa, iradelerin uyuşmadığı, görünüşte bir işlemle gerçek iradenin gizlendiği bir geçersizlik sebebidir. Oysa TMK m. 229/2'deki durum, hukuken geçerli bir devir işleminin (gerçek bir satışın) arkasındaki 'niyetin' kötü olması halidir. Eş, malını gerçekten satmış olabilir ama bu satışı yapmaktaki temel amacı, diğer eşin katılma alacağını azaltmaktır. Kanun, bu kötü niyeti yaptırımsız bırakmamak için, geçerli olan bu devir işlemini yok sayarak, devredilen malın değerinin tasfiye hesabına eklenmesini öngörmüştür. (İlgili metin: katilma-alacagini-azaltma-kastiyla-mallarin-devredilmesi, İlgili Kanunlar: TMK m. 229/2, m. 6; HMK m. 190)