CMK Madde 230/1-c uyarınca mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde 'ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi' gerektiği belirtilmiştir. TCK m.61'deki cezanın bireyselleştirilmesi ilkesi ile CMK m.230 arasındaki bu bağ, gerekçeli karar hakkı açısından ne ifade eder?
CMK Madde 230/1-c, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, mahkemenin ulaştığı vicdani kanaati, sanığın hangi fiilinin hangi suçu oluşturduğunu ve bu suçun hukuki nitelendirmesini açıklamasını zorunlu kılar. En önemlisi, bu fıkra, cezanın TCK m.61 (Cezanın Belirlenmesi) ve m.62 (Takdiri İndirim Nedenleri) maddelerindeki sıra ve esaslara göre nasıl belirlendiğinin de gerekçede gösterilmesini şart koşar. TCK m.61, temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak bir dizi kriteri (suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zaman ve yer, suç konusunun önemi, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik) sayar. CMK m.230/1-c, mahkemenin bu kriterleri somut olaya nasıl uyguladığını, neden alt sınırdan veya üst sınırdan ceza tayin ettiğini veya neden bu sınırlar arasında belirli bir noktada ceza belirlediğini gerekçesinde açıklamasını ister. Bu, 'cezanın bireyselleştirilmesi' ilkesinin hayata geçirilmesi ve kararın keyfi olmadığının gösterilmesi açısından zorunludur. Gerekçeli karar hakkı, sadece suçun sübutuna ilişkin değil, aynı zamanda cezanın miktarı ve türünün belirlenmesine ilişkin sürecin de şeffaf ve denetlenebilir olmasını gerektirir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2017/17060 E., 2018/255 K. sayılı kararı gibi birçok karar, TCK m.61'e göre temel ceza belirlenirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemesini bozma nedeni saymaktadır.