İddianamede sanığın eylemi, TCK m. 272 (yalan tanıklık) olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, bu eylemin aslında TCK m. 267 (iftira) suçunu oluşturduğunu tespit ederse, bu iki suç arasındaki temel fark nedir ve mahkeme nasıl bir yol izlemelidir?
İki suç arasındaki temel fark, 'özel kast'tır. Yalan tanıklıkta, failin amacı gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. İftirada ise, failin, masum olduğunu bildiği bir kişiye, hakkında soruşturma veya kovuşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla, hukuka aykırı bir fiil isnat etme özel kastı vardır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/97 E., 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, yalan tanıklık suçundan açılan bir dava, kendiliğinden iftira suçuna dönüşmez. Eğer iddianamede, sanığın sadece gerçeğe aykırı tanıklık yaptığı anlatılmış, ancak masum birine suç atma özel kastı anlatılmamışsa, mahkeme iftira suçundan hüküm kuramaz. Bu, CMK m. 225'in ihlali olur. Mahkeme, ya yalan tanıklık suçundan bir karar vermeli ya da iftira suçu için yeni bir dava açılmasını beklemelidir.