İddianamede sanık hakkında 'nitelikli dolandırıcılık' suçundan (TCK m. 158) dava açılmıştır. Mahkeme, yargılama sonunda eylemin 'güveni kötüye kullanma' (TCK m. 155) suçunu oluşturduğuna kanaat getirmiştir. Bu iki suç arasındaki temel fark nedir ve mahkemenin bu değişikliği yapabilmesinin usuli koşulu nedir?
İki suç arasındaki temel fark, zilyetliğin (mal üzerindeki fiili hakimiyetin) devredilme şeklidir. Dolandırıcılıkta, fail hileli davranışlarla mağduru aldatır ve malın zilyetliğini bu hile sonucunda elde eder. Yani zilyetliğin devrinde mağdurun iradesi sakatlanmıştır. Güveni kötüye kullanmada ise, malın zilyetliği mağdur tarafından faile baştan itibaren rızayla ve belirli bir amaçla (koruması, kullanması vb. için) devredilmiştir. Fail, bu güven ilişkisini kötüye kullanarak mal üzerinde kendisine veya başkasına yarar sağlar. Bu, bir hukuki nitelendirme değişikliğidir. Güveni kötüye kullanma suçu, genellikle daha az cezayı gerektiren lehe bir durumdur. Mahkeme, fiilin bu suçu oluşturduğuna kanaat getirirse, CMK m. 226 uyarınca sanığa bu yeni nitelendirmeye karşı ek savunma hakkı tanıyarak (özellikle ceza miktarı veya unsurlar farklılaştığı için) hüküm kurabilir.