CMK m. 90(2), kolluğun yakalama yetkisini 'gecikmesinde sakınca bulunan' ve 'savcıya/amire ulaşılamayan' hallerle sınırlamıştır. Bu şartlar oluşmadan yapılan bir yakalama işlemi 'hukuka aykırı' mıdır, yoksa sadece 'kanuna aykırı' mıdır? Bu iki kavram arasındaki farkın sonuçlarını tartışınız.
'Hukuka aykırılık', 'kanuna aykırılık'tan daha geniş bir kavramdır. Her kanuna aykırılık, aynı zamanda bir hukuka aykırılıktır. CMK m. 90(2)'deki şartlar oluşmadan yapılan bir yakalama, doğrudan kanunun emredici hükmüne aykırı olduğu için 'kanuna aykırı' ve dolayısıyla 'hukuka aykırı'dır. Bu ayrımın pratik sonucu, delil yasakları açısından ortaya çıkar. Anayasa m. 38/6 ve CMK m. 217/2, 'hukuka aykırı' yöntemlerle elde edilen delillerin kullanılamayacağını belirtir. Dolayısıyla, bu şartlara uyulmadan yapılan bir yakalama işlemi hukuka aykırı olduğu için, bu yakalama sırasında elde edilen deliller (örneğin, sanığın panikle yaptığı bir itiraf veya elinden attığı bir suç aleti) 'zehirli ağacın meyvesi' olarak kabul edilebilir ve hükme esas alınamaz.