Bir mahkeme, birden fazla sanığın yargılandığı bir davada, mahkumiyet kararının gerekçesinde delilleri ve fiilleri genel olarak tartışmış, ancak hangi delilin hangi sanıkla ilgili olduğunu açıkça belirtmemiştir. Bu durumun 'cezanın şahsiliği' ilkesi açısından sonuçları nelerdir?
Bu durum, Anayasa m. 38'de güvence altına alınan 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesini ve CMK m. 230'daki gerekçeli karar yükümlülüğünü ihlal eder. Mahkeme, her bir sanığın eylemini ve bu eyleme ilişkin delilleri ayrı ayrı değerlendirmek zorundadır. Delilleri toplu olarak değerlendirip, tüm sanıklar için ortak bir sonuca varmak, hangi sanığın hangi fiilden, hangi delile dayanılarak sorumlu tutulduğunu belirsizleştirir. Bu, özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda, kimin fail, kimin yardım eden olduğunu ve her birinin kusur derecesini ayrı ayrı belirlemeyi imkansız hale getirir. Bu tür bir gerekçe, Yargıtay denetiminde, 'gerekçesizlik' ve 'cezanın kişiselleştirilmemesi' nedenleriyle bozulur.