Mahkeme, bir beraat kararının gerekçesinde, sanık lehine ve aleyhine olan delilleri sıralamış, ancak bu delilleri birbiriyle tartışıpmadan ve hangisine neden üstünlük tanıdığını belirtmeden, 'mevcut delil durumuna göre sanığın cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği' sonucuna varmıştır. Bu gerekçe CMK m. 230 açısından yeterli midir?
Bu gerekçe, sınırda olmakla birlikte genellikle Yargıtay tarafından yeterli görülmektedir. İdeal bir gerekçe, delillerin tek tek tartışılmasını gerektirir. Ancak beraat kararlarında, mahkemenin, tüm delilleri değerlendirdikten sonra, mahkumiyet için aranan 'her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil' standardına ulaşılamadığına dair kanaatini açıklaması, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin uygulandığını gösterir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2017/14986 E. sayılı kararında, delillerin tartışılarak hangi delile neden üstünlük tanındığının belirtilmesi gerektiği vurgulanarak karar bozulmuştur. Ancak birçok kararda, mahkumiyet için yeterli kesinliğe ulaşılamadığına dair bir gerekçe, delillerin özetlenmesiyle birlikte, beraat için yeterli kabul edilebilmektedir. Yine de en doğru uygulama, çelişkili delillerin neden aşılamadığının da gerekçeye yansıtılmasıdır.