CMK m. 230, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde 'hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesini' zorunlu kılmaktadır. Mahkemenin, sanık lehine olan bir delili (örneğin, bir tanık beyanını) gerekçesinde hiç tartışmadan, sadece aleyhe delilleri sayarak mahkumiyet hükmü kurması hangi temel hakların ihlaline yol açar ve Yargıtay denetiminde nasıl bir sonuçla karşılaşır?
Bu durum, öncelikle Anayasa m. 141 ve CMK m. 34, 230'da güvence altına alınan 'gerekçeli karar hakkı'nın ihlalidir. Mahkeme, sadece mahkumiyete götüren delilleri değil, sanık lehine olan ve beraati gerektirebilecek delilleri de tartışmak ve neden itibar etmediğini makul, mantıksal ve yasal bir gerekçeyle açıklamak zorundadır. Aksi takdirde, kararın keyfi olduğu izlenimi doğar. Bu durum, aynı zamanda AİHS m. 6'da düzenlenen 'adil yargılanma hakkı' ve bu hak kapsamındaki 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin de ihlaline yol açar. Yargıtay denetiminde böyle bir hüküm, CMK m. 289/1-g uyarınca 'hükmün gerekçeyi içermemesi' nedeniyle mutlak bozma nedeni sayılır ve esasa girilmeksizin bozulur. (Bkz: Yargıtay CGK 2017/949 E., 2019/546 K.)