Bir kamu görevlisinin görevi sırasında gerçekleştirdiği eylemden doğan zararlar için açılacak tazminat davasında, davanın idareye mi yoksa doğrudan kamu görevlisine mi yöneltileceği hususunda 'hizmet kusuru' ve 'kişisel kusur' ayrımı kritik öneme sahiptir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/1553 K. sayılı kararında, bir üniversite müdürünün başka bir öğretim görevlisi hakkında rektörlüğe verdiği şikayet dilekçesi neden kişisel kusur olarak nitelendirilmiştir? Bu ayrımın Anayasal dayanakları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #154034

Yargıtay HGK, şikayet dilekçesindeki iddiaların kamu hizmetinin bir gereği olmadığını, davalının idari görevinden ayrılabilen, salt kişisel eylem ve davranışları olduğunu belirtmiştir. Kamu görevlisinin eylemi, hizmetten tamamen ayrılamıyorsa 'hizmet kusuru'; görevden kolayca ayrılabilen, kişisel irade ve kastla veya kanuna açıkça aykırı olarak işleniyorsa 'kişisel kusur' sayılır. Bu ayrımın temelinde Anayasa'nın 129/5. maddesi yatar. Bu madde, memurların 'yetkilerini kullanırken' işledikleri kusurlardan doğan davaların idare aleyhine açılacağını düzenleyerek hizmet kusuruna işaret eder. Ancak Anayasa m. 137'de belirtilen 'konusu suç olan emrin yerine getirilmemesi' gibi hükümler, kişisel sorumluluğun da varlığını gösterir. Yargıtay'a göre, haksız şikayet gibi eylemler kişisel kusur teşkil ettiğinden, dava doğrudan kamu görevlisine yöneltilebilir ve adli yargıda görülmelidir. (YHGK, E: 2017/1355, K: 2018/1553)