Ziynet eşyalarının iadesi davasında ispat yükü kime aittir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2715 E. sayılı kararı ışığında, 'hayatın olağan akışı' ve 'fiili karine' kavramları bu davalardaki ispat yükü dağılımını nasıl etkilemektedir? Erkek eşin, ziynetlerin 'bozdurularak harcandığını' ikrar etmesi, ispat yükünü tersine çevirir mi?
Ziynet eşyalarının iadesi davasında ispat yükü kural olarak davacı kadın eşe aittir. Kadın eş, öncelikle dava konusu ziynetlerin varlığını (cins, sayı, nitelik olarak) ve bu ziynetlerin kendisinde olmadığını ispatlamakla yükümlüdür. Yargıtay'ın 'fiili karine' ve 'hayatın olağan akışı'na ilişkin kabulü şudur: Ziynet eşyaları, niteliği gereği kadının kişisel malıdır (TMK m. 220) ve hayatın olağan akışına göre kadının üzerinde olur veya onun himayesinde saklanır. Kadının, ziynetlerin varlığını ve evden ayrılırken yanında götürmediğini/götüremediğini (örneğin evden zorla atılması) ispatlamasıyla ispat yükü yer değiştirir. Yargıtay HGK'nın 2017/2715 E. sayılı kararında olduğu gibi, erkek eşin ziynetlerin 'evlilik birliği içinde bozdurularak harcandığını' ikrar etmesi, ziynetlerin erkek eşin himayesine geçtiğini kabul ettiği anlamına gelir. Bu ikrar, ispat yükünü tersine çevirir. Bu noktadan sonra, erkek eş, bu ziynetleri 'iade etmemek üzere' (bağış olarak) aldığını veya kadının rızası ve onayı ile ortak ihtiyaçlar için harcandığını ispatlamakla yükümlü hale gelir. Bu hususu ispatlayamazsa, ziynetleri iade borcu altında olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, erkeğin 'harcandı' şeklindeki ikrarı, 'bende değil' savunmasını çürütür ve ispat yükünü kendisine geçirir.