Anayasa'nın 13. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle 'genel sınırlama sebepleri'nin kaldırılmasının, ifade özgürlüğünün (Anayasa m.26) sınırlandırılması açısından pratik sonucu ne olmuştur?
Anayasa'nın 13. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklik, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini kökten değiştirmiştir. Değişiklikten önce, maddede sayılan 'devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli güvenlik, kamu düzeni' gibi genel sebeplerle, herhangi bir hakkın kendi özel maddesinde bir sınırlama sebebi olmasa bile sınırlandırılması mümkündü. 2001 değişikliği ile bu 'genel sınırlama sebepleri' metinden çıkarılmıştır. Bu değişikliğin ifade özgürlüğü açısından pratik sonucu şudur: Artık ifade özgürlüğü, ancak ve ancak kendi özel maddesi olan Anayasa m.26/2'de (ve ilgili diğer maddelerde) belirtilen özel sebeplere (milli güvenlik, kamu düzeni, başkalarının şöhret veya haklarının korunması vb.) dayanılarak ve kanunla sınırlanabilir. Bir kanun, m.26'da sayılmayan genel bir sebeple (örneğin sadece 'devletin menfaatleri' gibi) ifade özgürlüğünü sınırlayamaz. Ayrıca getirilen her sınırlamanın, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması zorunluluğu getirilmiştir. Bu değişiklik, ifade özgürlüğünün güvencelerini artırmış ve sınırlama rejimini İHAS m.10 ile uyumlu hale getirmiştir. (İlgili metin: sen.av.tr/tr/makale/ifade-hurriyetinde-gereklilik-toplumsal-ihtiyac-baskisi-olcutu, İlgili Kanun Maddeleri: Anayasa m.13, m.26)