HMK m. 54 uyarınca, bir davanın açılması veya yürütülmesi bir makamın iznine bağlıysa, bu izin belgesinin mahkemeye sunulması zorunludur. Kısıtlı bir kişi adına vasisinin açacağı bir davada, vesayet makamından (sulh hukuk mahkemesi) alınması gereken 'husumete izin' kararı bu kapsamda mıdır? Mahkeme, bu eksikliği fark ettiğinde nasıl bir yol izlemelidir ve bu eksikliğin süresinde giderilmemesinin hukuki sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #152782

Evet, kısıtlı adına vasi tarafından açılacak davalar için vesayet makamından alınan 'husumete izin' kararı (TMK m. 462/8), HMK m. 54 kapsamında sunulması zorunlu olan bir 'izin belgesi' niteliğindedir. Bu, dava ehliyetine ilişkin bir şarttır ve davanın görülebilmesi için yerine getirilmesi gerekir. Mahkeme, bu eksikliği yargılamanın herhangi bir aşamasında fark ettiğinde, davayı hemen usulden reddetmemelidir. İzlemesi gereken yol HMK m. 54'te açıkça belirtilmiştir: 1. **Kesin Süre Verilmesi:** Mahkeme, davacı vasiye, eksik olan 'husumete izin' belgesini alması için vesayet makamına başvurması amacıyla HMK m. 54/2 uyarınca 'kesin bir süre' vermelidir. 2. **Bekleme:** Vasi, verilen bu kesin süre içinde vesayet makamına başvurduğunu ispatlarsa, mahkeme, vesayet makamının bu konuda bir karar vermesini beklemelidir. Bu süre içinde yargılamaya devam edilmez. 3. **İstisnai İzin:** HMK m. 54/1, 'gecikmesinde sakınca bulunan hallerde' mahkemenin, bu eksikliğin sonradan giderilmesi şartıyla dava açılmasına veya işlem yapılmasına izin verebileceğini düzenlemiştir. Örneğin, zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmak üzere olduğu acil bir durumda mahkeme bu yetkisini kullanabilir. Bu eksikliğin süresinde giderilmemesinin hukuki sonucu ise HMK m. 54/3'te düzenlenmiştir: Eğer vasi, verilen kesin süre içinde vesayet makamına başvurmazsa veya mahkemenin verdiği ek sürede (başvuru sonrası) izin belgesini dosyaya sunmazsa, dava 'açılmamış sayılır'. Eğer yargılama sırasında bir işlem yapılmışsa (örneğin ihtiyati tedbir kararı alınmışsa), bu işlemler de 'yapılmamış sayılır'. Bu, davanın esastan veya usulden reddinden farklı, daha ağır bir yaptırımdır ve davanın tüm hukuki sonuçlarını ortadan kaldırır. (Bkz: Yargıtay 16. HD, E: 2016/2538, K: 2017/1554)