Yargıtay'ın 'Allah belanı versin' ifadesini beddua kabul ederek hakaret saymaması (Yargıtay 4. CD Esas:2021-22543 Karar:2024-1498), ancak bir noterde görevli memura söylendiğinde hakaret olarak kabul etmesi arasındaki çelişkinin hukuki temelini, TCK m. 125/3-a (kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret) hükmü çerçevesinde açıklayınız.
Temel kural, bedduanın hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığıdır, çünkü beddua ifadeleri onur, şeref ve saygınlığı doğrudan rencide etmekten ziyade, ilahi bir müdahale temennisidir (Yargıtay 4. CD Esas:2021-22543 Karar:2024-1498). Ancak, bu kural mutlak değildir. Bir ifadenin hakaret olup olmadığı, söylendiği bağlam ve yöneldiği kişiye göre değişebilir. Kamu görevlisine görevi sırasında söylenen 'Allah belanı versin' gibi bir ifade, sadece bir temenni olmaktan çıkar. TCK m. 125/3-a, kamu görevlisine 'görevinden dolayı' işlenen hakareti nitelikli hal olarak düzenler. Bu durumda korunan hukuki değer sadece kişinin onuru değil, aynı zamanda kamu idaresinin itibarı ve görevin saygınlığıdır. Yargıtay, bu tür bir durumda ifadenin, kamu görevlisinin görevini yapmasını engelleme, otoritesini sarsma ve görev yaptığı kamusal alanda onu küçük düşürme amacı taşıdığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla, ifade, sıradan bir beddua olmaktan çıkıp, görevin saygınlığına yönelik bir saldırı ve hakaret niteliği kazanmaktadır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin noter örneğine atıf yapan karar). Bu, suçun nitelikli halinin, ifadenin hukuki anlamını değiştirebileceğini gösteren bir örnektir.