Anayasa Mahkemesi'nin 'Barış Baş' ve 'Hüseyin Sezer' kararlarında, delil yetersizliğinden beraat eden kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarını iptal eden idare mahkemesi kararlarında masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varmasının temel gerekçesi nedir?
Anayasa Mahkemesi'nin bu kararlarda masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varmasının temel gerekçesi, idare mahkemelerinin kullandığı 'dildir'. Her iki olayda da idare mahkemeleri, ceza mahkemesinin delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verdiği eylemlerin, disiplin hukuku açısından 'sabit olduğunu' kabul eden ifadeler kullanmıştır. Örneğin, *Barış Baş* kararında idare mahkemesi '...tokat atıldığının vukuunu göstermektedir' diyerek ceza mahkemesinin şüpheli bulduğu olayı kesin bir dille kabul etmiştir. *Hüseyin Sezer* kararında ise '...dosyasını ... fotokopisini çektirmek suretiyle bir örneğini şüphelinin avukatına verme fiilinin (...) 'Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak ... hareketlerde bulunmak' fiili kapsamında olduğu açık olup...' ifadesiyle, ceza mahkemesinin ispatlanamamış bulduğu fiilin gerçekleştiğini varsaymıştır. AYM'ye göre bu ifadeler, ceza mahkemesinin ulaştığı sonucu (beraatı) tartışmaya açmakta, kararı okuyanlarda başvurucuların aslında suçlu olduğu izlenimi yaratmakta ve dolayısıyla beraat kararını anlamsız hale getirerek masumiyet karinesini ihlal etmektedir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/anayasa-mahkemesi-ictihadinda-beraat-kararinin-disiplin-hukukuna-etkisi)