Bir hukuk davasında, taraflardan birinin akıl hastalığı veya zayıflığına sahip olduğu iddiası ortaya atıldığında, mahkemenin izlemesi gereken usul nedir? Bu durumun bir 'dava şartı' olarak nitelendirilmesinin sonuçları nelerdir?
Bir davada taraflardan birinin akıl hastalığı veya zayıflığı iddiası, o kişinin 'dava ehliyeti' ile ilgili bir sorundur. HMK m. 51'e göre dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetine göre belirlenir ve HMK m. 114/1-d uyarınca bir 'dava şartıdır'. Dava şartları, mahkeme tarafından davanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) araştırılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/23043 E. ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/12725 E. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, mahkeme böyle bir iddia ile karşılaştığında, TMK m. 405 ve HMK m. 56/1 uyarınca, o kişinin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğini bir 'ön sorun' olarak ele almalıdır. Mahkeme, bu durumu yetkili vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) bildirmeli ve o kişi hakkında vasi atanıp atanmayacağına dair kesin bir karar verilinceye kadar yargılamayı ertelemelidir. Dava ehliyeti yokluğu, yargılama sırasında giderilebilecek bir eksiklik olduğundan, vasi atandıktan sonra davaya vasi huzurunda devam edilir. Bu usule uyulmadan işin esası hakkında karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.