Bir hukuk davasında, davalı taraf, davacının dava ehliyetine sahip olmadığını (örneğin akıl hastalığı nedeniyle) iddia ederse, mahkemenin bu iddiayı göz ardı ederek davanın esası hakkında karar vermesinin usul hukuku açısından sonucu nedir?
Mahkemenin bu şekilde karar vermesi, usul ekonomisi ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırı, önemli bir usuli hatadır ve kararın bozulmasını gerektirir. Dava ehliyeti (HMK m. 51), davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gereken bir dava şartıdır (HMK m. 114, 115). Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/1975 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, böyle bir iddia ortaya atıldığında ve dosyada bu iddiayı destekleyen emareler (örn: sağlık raporu, vasisinin beyanı) bulunduğunda, mahkeme bu konuyu öncelikle ele almalıdır. TMK m. 404/2 ve HMK m. 56 uyarınca, davacının vesayet altına alınması gerekip gerekmediği hususunda yetkili vesayet makamına (Sulh Hukuk Mahkemesi) bildirimde bulunmalı ve vasi atanıp atanmayacağına ilişkin süreç sonuçlanana kadar yargılamayı bekletmelidir. Bu usuli gereklilik yerine getirilmeden davanın esastan karara bağlanması, taraf teşkilinin usulüne uygun sağlanmaması anlamına gelir ve hükmün bozulması sonucunu doğurur.