TCK m. 130'da düzenlenen 'kişinin hatırasına hakaret' suçunun, yaşayan kişiye karşı işlenen hakaret suçundan (TCK m. 125) temel farkları nelerdir? Bu suçun oluşumu için aranan 'ihtilat' şartını ve bu şartın ceza siyaseti açısından gerekçesini açıklayınız.
TCK m. 130'da düzenlenen 'kişinin hatırasına hakaret' suçu, ölmüş bir kişinin manevi mirasını ve yakınlarının ona duyduğu saygıyı korumayı amaçlayan özel bir suç tipidir. Yaşayan kişiye karşı işlenen hakaret suçundan (TCK m. 125) temel farkları şunlardır: 1. Korunan Hukuki Değer: TCK m. 125'te korunan hukuki değer, yaşayan kişinin bizzat 'onur, şeref ve saygınlığı'dır. TCK m. 130'da ise ölen kişinin şahsiyeti sona erdiği için, onun 'hatırası' ve bu hatıraya toplumun ve özellikle yakınlarının duyduğu saygı korunur. 2. Mağdur: TCK m. 125'in mağduru yaşayan bir gerçek kişidir. TCK m. 130'un mağduru ise hukuken bir kişi olmasa da, fiilin yöneldiği 'ölmüş bir kişi'dir. Suçtan zarar görenler ise ölenin yakınlarıdır. 3. Kovuşturma Şartı (Şikayet Hakkı): TCK m. 125'te şikayet hakkı kural olarak mağdurun kendisine aittir. TCK m. 131/2 uyarınca, TCK m. 130'daki suçta şikayet hakkı, 'ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri' tarafından kullanılabilir. 4. Suçun İşleniş Biçimi ('İhtilat' Şartı): TCK m. 125'teki hakaret, kişinin yüzüne karşı (huzurda) veya gıyabında işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılması için de 'en az üç kişiyle ihtilat' şartı aranır. TCK m. 130'daki 'kişinin hatırasına hakaret' suçu ise doğası gereği her zaman gıyapta işlenir ve bu suçun oluşabilmesi için fiilin 'en az üç kişiyle ihtilat ederek' işlenmesi mutlak bir zorunluluktur. Yani, ölen bir kişi hakkında bir veya iki kişiye yönelik söylenen aşağılayıcı bir söz, bu suçu oluşturmaz. 'İhtilat' Şartı ve Gerekçesi: 'İhtilat', failin hakaret içeren söz veya davranışlarını en az üç kişinin duyabileceği veya görebileceği bir ortamda gerçekleştirmesidir. Bu kişilerin bir arada (toplu) veya dağınık olmaları fark etmez. Bu şartın ceza siyaseti açısından temel gerekçesi, eylemin ciddiyetini ve yarattığı toplumsal yankıyı bir suç eşiği olarak belirlemektir. Kanun koyucu, ölmüş bir kişi hakkındaki her türlü olumsuz ifadenin ceza hukuku alanına taşınmasını istememiştir. Sadece, eylemin belirli bir yaygınlığa ulaşarak hem ölenin hatırasını daha geniş bir çevrede zedelediği hem de toplumdaki saygıyı ve huzuru bozduğu durumlarda cezai yaptırım uygulamayı uygun görmüştür. Bu şart, ifade özgürlüğü ile ölenin hatırasının korunması arasında bir denge kurma amacı da taşır. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/hakaret-ve-serefe-karsi-suclar/)