Bir kişinin, aynı konutta birlikte yaşadığı evlatlığının zararına güveni kötüye kullanma suçunu (TCK m. 155) işlemesi halinde, bu eylemin cezai sonucu ne olur? Bu sonuca ulaşılırken uygulanması gereken kanun maddelerini ve bu düzenlemenin ardındaki suç politikası gerekçesini belirtiniz.
Bir kişinin, aynı konutta birlikte yaşadığı evlatlığının zararına güveni kötüye kullanma suçunu (TCK m. 155) işlemesi halinde, bu eylem suç teşkil etmesine rağmen faile ceza verilmez. Bu durumda mahkeme, CMK m. 223/4-b uyarınca 'ceza verilmesine yer olmadığına' karar verir. Bu sonuca ulaşılırken uygulanması gereken kanun maddeleri şunlardır: - TCK m. 155: Güveni kötüye kullanma suçunu tanımlayan temel maddedir. - TCK m. 167/1-b: Bu madde, malvarlığına karşı işlenen suçlarda (yağma hariç) şahsi cezasızlık sebeplerini düzenler. Maddenin (b) bendinde, suçun 'evlat edinen veya evlatlığın' zararına işlenmesi hali, faile ceza verilmemesini gerektiren bir şahsi cezasızlık sebebi olarak sayılmıştır. İşlem sırası şöyledir: Mahkeme, failin eyleminin TCK m. 155'teki güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarını oluşturduğunu tespit eder. Ancak, fail ile mağdur arasındaki 'evlat edinen-evlatlık' ilişkisi nedeniyle, TCK m. 167/1-b'deki şahsi cezasızlık sebebinin varlığını da re'sen dikkate alır. Bu durumda, failin kusurlu olduğu ancak cezalandırılamayacağı sonucuna vararak, hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verir. Sorudaki 'aynı konutta birlikte yaşama' şartı, evlatlık ilişkisi için TCK m. 167 kapsamında bir gereklilik değildir; bu şart sadece kardeşler arasındaki ilişkide aranır. Evlat edinen ve evlatlık ayrı konutlarda yaşasa bile bu hüküm uygulanır. Suç Politikası Gerekçesi: Bu düzenlemenin ardındaki temel suç politikası gerekçesi, 'aile birliğinin ve aile içi ilişkilerin korunması' (ne bis in idem familiaris) düşüncesidir. Kanun koyucu, aralarında evlatlık gibi çok yakın bir aile bağı bulunan kişiler arasındaki malvarlığına ilişkin uyuşmazlıkların, ceza hukuku yoluyla çözümlenmesinin aile bağlarını daha da zedeleyeceğini ve toplum barışına hizmet etmeyeceğini düşünmüştür. Bu tür uyuşmazlıkların, ceza davası yerine, aile içinde veya hukuk mahkemelerinde (tazminat vb.) çözülmesinin daha uygun olacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle, kamu yararı ile aile içi huzurun korunması yararı arasında bir denge kurularak, aile içi huzurun korunmasına öncelik tanınmış ve faile ceza verilmemesi öngörülmüştür. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/sahsi-cezasizlik-sebepleri-tck-167/)